CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ ÜZERİNE

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ ÜZERİNE

                Hepimizin artık çok iyi bildiği hatta kanıksadığı bir olaydır. Türkiye’de her cumhurbaşkanlığı seçimi rejim sorununa çevrilir ve hatta darbeye kadar gider. Milleti tanımayanlar, milletin ne düşündüğünü umursamadan ahkâm keser kendi istediklerini dikte eder hatta bastırırlar. Hatta halk bilmez cahildir, meclisin seçiminde engel olamıyoruz fakat cumhurbaşkanını biz seçelim bağnaz zihniyeti bangır bangır bağırılır.

Bu seçim öncesi yine muhalefet partileri tarafından yemek tarifi yapılır gibi cumhurbaşkanı nasıl olmalıdır tarifleri yapılıyor. Üçgenler, daireler çiziliyor, çatı aday tanımları yapılıyor fakat millet nasıl birini seçer bakılmıyor. Beyler uyanın artık cumhurbaşkanını halk seçecek halk. Sizin tarifleriniz milletin midesini bozar, ağız zevkine uygun değildir yemezler.

Dikkat edin Sayın Devlet Bahçeli cumhurbaşkanı adaylarını belirleme çalışmalarına kimlerle başladı? Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer. Yahu bunlar gerçekten milleti hiç tanımıyorlar. Bir de milliyetçilik gibi çok değerli ve önemli bir isim kullanıyorlar. Yazık.

Ak Parti 2002 de neden ve nasıl ve hangi zihniyetle millet tarafından iktidara getirildi diye bir düşünseler uyanacaklar. Fakat uyuyorlar milleti de uyuturuz sanıyorlar. Onların yerine biz değerlendirelim. Millet, 28 Şubat mimarı olarak Süleyman Demirel’i görmektedir. Milletin ne gözünde ne de gönlünde yeri yoktur. Ak Parti 2002 seçimlerinde, 28 Şubat post modern darbesine tepkiyle kendisini temsil ettiğine inandığı Recep Tayyip Erdoğan’ı  %34 küsur oranla tek başına iktidara getirdi. Peki, 2007 seçimlerinde Ak Parti %50 oy oranına nasıl ulaştı? Millet, Ahmet Necdet Sezer ve rejimin milleti tanımaz direnişleri ve cumhurbaşkanını anayasaya rağmen seçtirmemeleri dolayısıyla Ak Partide kenetlendi. 12 Eylül 2010 anayasa referandumunda Ak Parti tek başına kalmasına rağmen diğerleri baskı ve darbeyi hatırlattığı ve ayrıca anayasa değişikliği darbelerin yargılanmasını sağladığı için %58 küsur oranla evet oyu aldı. Şimdi bunları görmeyerek hâlâ Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer’le başlamak açıkça millete rağmen aday arandığını gösteriyor ki, sonucu tahmin etmek hiç de zor değil.

Aynı durum CHP için de geçerlidir. Mutlaka sağ görüşlü hatta eşi başörtülü bir aday bularak Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkarmak istiyorlar. Bu, Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç bile olabilir denmektedir. Düne kadar aşağıladıkları bir kişiyi aday göstermek, kişiliklerini tamamen yitirdiklerini ve eğer kabul ederse aynı şekilde Haşim Kılıç’ında kişiliğini ve saygınlığını yitirdiğini gösterecektir. Böyle sahte birliktelikleri ise, yüksek sağduyusu ile millet amiyane tabirle yemeyecektir.

Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu bir araya geldi. Muhalif basında bir sevinç. Çatının ilk çivisi çakıldı diye. Sonra çatı var aday yok başlıkları. 1 Haziran seçimleri sonrası Yalova örnek alınarak çatı başarılı oldu heyecanı oluştu muhalefet liderlerinde. Fakat cumhurbaşkanlığı farklı bir olay ve Yalova bütün Türkiye’yi yansıtmaz. Ayrıca doğuda BDP ye batıda CHP ye vagon olan bir MHP tabanını kaybedecektir. Çünkü MHP tamamen kişiliğini yitirmiş durumdadır. CHP çoktan kimlik bunalımına girdi zaten. Siyasette 2+2=4 etmez her zaman. Bu iyi bilinmelidir.

Su eğer içilirse veya içinde bulunan ürünlerin (balık vb) yenmesiyle bünyeyle bütünleşir. Bunun haricinde su seyirliktir, göz ve gönül eğlendiricidir. Muhalefet ufak bir gölet durgun bir su gibi. Arada rüzgârın etkiyle bir o yana bir bu yana kıpırtılar oluşturur. Hâlbuki bir de şelale halinde seyirlik sular vardır. İhtişamı ve sesi vardır. Muhalefetin durumu durgun küçük bir gölet gibi. Gözünüzü de pek eğlendirmiyor. Bünyeyle de bütünleşmiyor. Suyu içilmiyor, yenecek ürünü de yok,  dalgası da yok sesi de, yüzülerek serinlemesi de. Ancak seyredip eğlenmeye çalışıyoruz. Başka da bir işe yaramıyor.

Şu asla unutulmamalıdır. Millet samimiyetten yanadır ve samimi olanla sahtekârlığı çok güzel ayırır. Muhalefet Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl yeneriz düşüncesiyle değil, bizim dünya görüşümüzü ve bize göre doğruyu kim yansıtır düşüncesiyle aday belirlemelidir. Bir bulamaç gibi ne olduğu belli olmayan lezzetsiz bir yemek yenmeyeceği ve midelerin sindiremeyeceği gibi, böyle bir adayı da millet yemeyeceği gibi gönlü de sindiremeyecektir.

Sonuç olarak millet seçeceğine göre yer milletin gönlüdür ve O’nun gönlünü kim kazanırsa o seçilecektir. Şu ana kadar görülen, açık ara farkla milletin gönül tahtında Recep Tayyip Erdoğan oturmaktadır ve hiçbir rakibi de yoktur.

01.06.2014  Dr. Cengiz Sandıklı

Yorum Yaz