12 EYLÜL VE DARBELERİN, VESAYETLERİN AYAKLAR ALTINA ALINDIĞI TÜRKİYE

                Demokrasinin kök saldığı ve yaşandığı ülkelerde halkın iradesi tartışmasızdır ve darbeler akla bile gelmez. Fakat demokrasinin yerleşemediği ülkelerde adı cumhuriyet veya demokratik cumhuriyet dahi olsa halkın iradesi önemli değildir. Siyaseti ve yönetim kadrolarını belirli kalıplaşmış ideolojiler veya çeşitli iç veya dış güçlerin iradesi belirler. Bu iradenin dışına çıkan yönetici ve yönetimler darbelerle veya çeşitli entrika ve şantajlarla alaşağı edilir ve hatta katledilir.

Türkiye’nin kuruluşunda ilk meclis vardır. Anadolu ihtilalini gerçekleştiren devletin adı TBMM Devleti idi. Bu meclis, milletin her kademesinden ve inancından vatansever insanları barındırıyordu ve İstiklal Savaşını bu meclis yapmış zafere ulaşmıştır. Bu meclisin seçiminde hiçbir güç rol almamış hedef tamamen vatanın kurtulması olmuştur. Bu seçime son Osmanlı meclisindeki vatansever mebuslar da katılmıştır. Bu mecliste her türlü fikir özgürce tartışılmış gerektiğinde Atatürk’e de muhalefet edilmiş ve iradenin meclise ait olduğu yüksek seslerle ifade edilmiş ve uygulanmıştır.

İstiklal harbinin zafere ulaşmasından sonra Lozan’da barış görüşmeleri yapılmış ve mecliste İngiltere ve diğer emperyalist güçlerin dayatmalarına büyük direnç gösterilmiş ve barış görüşmelerine 4 Şubat 1923 de ara verilmiştir.

TBMM deki vekillerin muhalefetinin giderek artması, Mustafa Kemal’in gelecek planları için risk taşıdığından mecliste baskıyla 23 Nisan 1923 de meclisin yenilenmesi kararı verilmiş ve 11 Ağustos 1923 de ikinci dönem meclisi göreve başlamıştır. Bu yenilenmede vekiller bizzat Mustafa Kemal’in öngördüğü isimler seçilmiştir. 9 Ağustos 1923 de Halk Fırkası kurulmuştur. 11 Ağustos 1923 de göreve başlayan meclisin ilk işi 24 Temmuz 1923 de hükümetçe imzalanan Lozan Anlaşmasını onaylamak olmuştur. Yani vekilleri bizzat Mustafa Kemal tarafından seçilen ikinci meclis, daha sonra ve hala çok tartışılan, 1. Meclis tarafından onaylanmayacağı belli olan, Misak-ı Milli kararları içindeki Musul ve Kerkük’ü terkeden, kapitülasyonların borçlarını kabul eden, boğazların hâkimiyetini alamayan, 12 adaları alamayan vb. askerimizin üzerinde bulunduğu topraklar dışında hiçbir toprağı kazanamayan aksine kaybeden Lozan Anlaşmasını kendisine verilen görevi yerine getirerek 2. Meclis onaylamıştır.

Bu meclis daha sonra şapka kanunu ve idamlarını onaylamış, halkın değerlerine karşı birçok karara imza atmıştır. D1927 tarihine kadar görev yapan bu meclisten sonra da kurulan meclisler aynı mantıkla seçilmiştir. Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırkası ve Serbest Fırka çoklu parti girişimleri, aslında çok partili rejime geçmek amacından ziyade muhalifleri tespit ve cezalandırmayı amaçlamıştır ve gerçekleştirmiştir. Millet bu yeni kurulan partilere büyük teveccüh gösterince bu partiler kapatılmış ve yöneticileri cezalandırılmış hatta yurt dışına çıkarılmıştır.

Tek partili dönem 1950 Demokrat Parti iktidarına kadar devam etmiş ve milletin dinine ve Kur’an’a saldırılar had safhaya varmıştır. Millet 1950 de kendi iktidarını seçmiş fakat 1960 darbesiyle demokrasi sona ermiş ve Adnan Menderes ve 2 arkadaşı şehit edilmişlerdir.  1960 darbesi sonrası 1961 anayasası ile milletin iradesi üzerinde kurumlar oluşturulmuştur. Bütün bunlara rağmen milletin iradesine engel olunamamış ve 12 Eylül 1980 öncesi gençlik üzerinde oyunlar oynanarak dış destekli planlar sonrası anarşik olaylarla gençler birbirlerine öldürtülmüş ve sonunda 12 Eylül 1980 de askeri darbe gerçekleştirilmiştir.

18 Ekim 1982 tarihinde darbeciler tarafından hazırlanan anayasa Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığını içerecek şekilde halkın oyuna sunulmuş, muhalif hiçbir propagandaya izin verilmemiş ya onaylarsınız ya da gitmeyiz mantığı neticesi halkın oyuyla kabul edilmiştir. 1982 anayasası tamamen milletin iradesini ipotek altına alan bir anayasa idi.

12 Eylül darbesi işkenceler dönemi olmuştur. 6 kasım 1983 de ANAP iktidarı Kenan Evren’e rağmen tek başına iktidara gelmiştir. Fakat buna rağmen anayasal olarak TBMM üzerinde etkin kurulan kurumlarca tam muktedir olamamıştır.

1995 seçimleri sonrası zorlamalarla kurulan ANAP, DYP hükümeti usulsüz yapılan güven oylamasının iptali sonrası Refah Partisi DYP iktidarı kurulmuş ve 28 Şubat 1997 de deki muhtıra sonrası Haziran ayında dışarıdan gelen baskı ve tehdit istifaları yıkılmış ve yapay milli irade dışında hükümet kurulmuştur.

1999 seçimleriyle MHP ikinci parti olarak başbakanlığı elinde tutarak hükümet kurabilecekken baskılarla DSP ve ANAP la koalisyona razı olmuştur. Bu dönemde milletin değerlerine saldırılar olmuş ve baskılar had safhaya ulaşmıştır.

3 Kasım 2002 seçimlerinde Ak Parti Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde tek başına iktidara gelmiştir. Milletin bütün değerlerine sahip çıkarak dik durmuş, 27 Nisan muhtıralarına ve 367 garabetlerine direnmiş ve askeri darbeler dönemi sona ermiş, milletin de seçimlerde giderek artan desteği sonucu yüksek askeri şuralarında hükümetin istediği komutanlar göreve gelmiştir. Millet ordu göreve diyenlere seçimlerde tokadını atmıştır. Artık muhalefet dâhil herkes askeri darbelerin karşısında yer almış ve askerden ümidini kesmiştir. Ayrıca da asker milli irade ile seçilen meclisin ve hükümetin emrine girmiştir.

Fakat vesayetçi ve milli iradeyi kabul etmeyen seçkinci ve baskıcı, milleti aşağılayan guruplarla, Türkiye’nin hızla güçlenmesi ve dış güçlerin oyunlarına karşı gelmesiyle planları bozulan egemen dünya güçleri bir araya gelerek Penisilvanya’dan örgütlenen ve yönetilen paralel yapı 17 ve 25 Aralık darbesi de boşa çıkarılmış bütün bu gayretlere rağmen millet 30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimleriyle millet vesayetçi, ve darbeci anlayışlara dur demiş ve artık ben varım demiştir. Son paralel yapı mücadelesinin başarısıyla artık vesayetçi ve darbeci anlayışlar ayaklar altına alınacaktır.

Sonuç olarak bütün herkes artık milletin gözünün içine bakacak ve ağzından dökülen sözleri can kulağıyla dinleyecek ve emir (özellikle emir almaya alışkın olanlar) ve karar milletindir diyecektir.

29 Ekim Cumhuriyet bayramına giderken bu 12 Eylülde yaşasın demokrasi yaşasın milli irade diyelim.

12 Eylül 2014    Uz. Dr. Cengiz Sandıklı

 

Yorum Yaz