IŞİD NEDİR VE NE DEĞİLDİR? TÜRKİYE’NİN GÜCÜ VE REHİNELER

                Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir. IŞİD cani, kan dökücü bir terör örgütüdür. Adında İslam olsa da İslam’la ilgisi yoktur. İslami değildir. Adında devlet olmasına rağmen bir devlet değildir. Şiddeti ve kan dökmeyi öngören İslam’a saldırmak bahane oluşturan, İslam korkusunu dünyada kuvvetlendirmek ve Ortadoğu’da devamlı kuvvet bulundurmak, kaynaklarını sömürmek için kurulmuş taşeron bir örgüttür.

                Web sitemde (www.cengizsandikli.com) “Geleceğin süper gücü Türkiye’yi kuşatma planları” başlıklı yazımda 1970 lerde Afganistan’ın o zamanki Sovyetler Birliği tarafından işgali öncesi ve sonrasında başlayan tarihi bir değerlendirme yazımda Taliban dâhil El Kaide ve körfez savaşı ve Afganistan’ın ve Irak’ın işgaline giden gelişimleri kaleme aldım. O yazım uzun ve derin bir yazıdır. Okursanız bilinçlenmek adına çok yararlı olacaktır. Bu yazım sitemdeki değerlendirmemi baz alan dar kapsamlı bir yazı olacaktır.

Mevcut durumu doğru değerlendirebilmek için geçmişi mutlaka doğru değerlendirebilmek gerekir. 1979 yılı Aralık ayında Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgali öncesi ve sonrası ABD Afganistan içinde Sovyet nüfuzunu ve daha sonra işgalini sona erdirmek amacıyla Taliban’ı kurmuş, eğitmiş ve silahlandırmıştır. Sovyet işgali sona erdikten sonra ise ABD nin Afganistan’ı kendisi işgal etmek için planlar yapmaya başlamıştır. Kronolojik gitmek amacıyla Afganistan’a tekrar döneceğiz.

ABD nin Taliban’dan sonra silahlandırarak kullandığı ikinci kişi Saddam’dır. 1 Şubat 1979 da Humeyni İran’a dönmüş, Şah rejimi yıkılarak İslam devleti kurulmuştur. Bu devrede İran’ın zayıfladığı düşünülerek ve ABD ve İsrail üzerindeki tehdidi kaldırmak için Saddam İran’a karşı kışkırtılmış ve 22 Eylül 1980 de Irak İran savaşı başlamış ve 8 yıl sürmüştür. Bu dönemde Saddam ABD nin bir numaralı adamı olmuştur. (Önemli not: Sitemdeki yazımda İran’daki Humeyni rejimini kurulmasının da bir ABD projesi olduğunu yazdım. Bunu da ayrıca değerlendirmek gerekir)

Saddam Hüseyin 25 Temmuz 1990 da ABD Bağdat büyükelçisi April Glaspie Saddam’a Araplar arası ilişkilere karışmayacaklarını söyleyerek Saddam’ı Kuveyt’e karşı kışkırtmış ve 2 Ağustos 1990 da Irak Kuveyt’i işgal etmiş ve ABD nin Irak’ı işgal planı uygulamaya konulmuştur. Bu şekilde ABD Saddam’ı kullanmıştır. Bu olayların Sovyetler Birliği’nin yıkılma dönemlerine rast gelmesi tesadüf değildir. Bu sayede, ABD Ortadoğu’nun tek patronu olmuştur.

Afganistan’a dönersek Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ABD nin Afganistan’ı işgal planları başlamıştır. Taliban zemininde oluşturduğu El Kaide çeşitli terör girişimlerinde bulunmuş ve 11 Eylül 2001 de New York’taki terör olayından sonra 7 Ekim 2001 de ABD Afganistan’ı işgal etmiştir. Bu dönemde El Kaide planlandığı üzere vazifesini yapmıştır. (web sitemde bütün bu olayların ve planların gerçek sebebinin Türkiye’yi kuşatmak olduğunu belirttim)

ABD Irak’ı işgalden sonra askerlerini 2011 Aralık ayında tamamen çekti. Geride oturmamış bir demokrasi, mezhepçi politikalar uygulayan, Sünni ve Kürt toplumu üzerinde baskı ve işkenceler uygulayan Maliki yönetimini bıraktı. Irak’ta katliamlar, bombalamalar ve çatışmalar devam etti. Sünni cumhurbaşkanı yardımcısı Haşimi idamla yargılandı ve Türkiye’ye sığındı.

Yine sitemdeki yazımda Arap baharı öncesi Suriye, Mısır, Libya ve Tunus samimi ve güçlü işbirliği, İsrail etrafında bir Türkiye muhipler zinciri oluşmuştu. Arap baharı bu zinciri kırmaya yöneliktir ve yeni kurulan Mursi idaresi yine Türkiye yanlısı olması dolayısıyla darbe ile indirilmiştir. Libya’da yeni kurulan yönetim Türkiye ile çok yakın durunca ABD de eğitim görmüş bir general olan Halife Hafter vasıtasıyla aşiretler kışkırtılmış ve Libya tekrar istikrarsızlaştırılarak hizaya getirilmek istenmektedir.

Suriye’de iç savaş çıkarılmış ve Erdoğan’la çok yakınlaşan ve Erdoğan’ın one minute çıkışı ve İsrail’e tehdit oluşturması sebebiyle Esed’in gitmesi planlanmıştır. Türkiye’nin Esed’e uyarıları fayda vermemiş ve iç savaş başlamıştır. İç savaşla birlikte Suriye’de muhaliflerin birleştiği Özgür Suriye Ordusu mensupları İstanbul’da örgütlenmeye başlayıp liderlerini de Türkiye yanlısı seçmeye kalkınca, muhalifler ABD, Batı ve İsrail El Nusra, PYD ve IŞİD ile parçalanmış ve birbirleriyle çatışmaya girmiştir. Artık ABD ve İsrail Esed’in gitmesini pek istememekte Suriye’de mevcut çatışmalı durumun devamını uygun görmektedirler.

Ayrıca Türkiye’nin çözüm süreci paralelinde Kuzey Irak yönetimiyle kurduğu güçlü işbirliği, petrol anlaşmaları ve paraların Halkbank’ta toplanmaya başlamasıyla ABD nin Kuzey Irak’taki kontrolü zayıflamaya başlayınca Türkiye’de Gezi süreci ve 17 ve 25 Aralık darbe girişimleri yapılmış, bu sayede Erdoğan liderliğindeki hükümetin yıkılması, çözüm sürecinin sonlandırılması ve Kuzey Irak, Suriye ve bölgedeki Osmanlı’yı hatırlatan gelişmelerin sonlandırılması planlanmıştır. Fakat bu planlar Erdoğan’ın zekâsıyla boşa çıkmış ve Kürt petrolü Türkiye üzerinden akmaya başlamıştır. Bu sayede Kuzey Irak Kürt yönetimi merkezi Irak hükümetine rest çekerek Türkiye’nin hamiliğine sığınmıştır.

Bütün bunlar ABD ve İsrail çıkarları için birer tehditti ve Türkiye’nin daha da güçlenmesine sebebiyet verecek ve belki de Kuzey Irak’ın Türkiye ile birleşmesi ile sonlanacaktı.

İşte bu duruma son vermek için IŞİD devreye sokuldu. Musul’a saldıran IŞİD e karşı bir talimatla Irak askerleri tank ve bütün ağır silahlarını bırakarak (teslim ederek) kaçmışlardır. Bu sayede IŞİD güçlü silahlara sahip olmuştur. Türkiye Musul başkonsolosluğu basılarak 49 kişi rehin alınmıştır. Bir taraftan IŞİD Bağdat’a yönlendirilerek İran yanlısı Maliki alaşağı edilerek ABD yanlısı yeni bir hükümet kurulmuştur. IŞİD Erbil’e saldırarak Kürt’leri tehdit altına almışlardır.

Bu sayede ABD tekrar kendi liderliğinde bir koalisyon oluşturarak Ortadoğu’ya askeri olarak yerleşmek istemekte ve Türkiye’yi kuşatmaya çalışmaktadır.

ABD tarafından kurulan IŞİD yine ABD ve İsrail çıkarları ve planları için kullanılmaktadır. Muhtemelen IŞİD in başındaki liderleri kimlik değiştirerek bölgeden çıkarılacak ve IŞİD yok edilmeden zayıflatılarak istikrarsızlık sürdürülecektir.

Bu arada ABD ve İsrail amacına ulaşmıştır.

Rehine alınan Musul konsolosluk çalışanları yapılan diplomatik girişimlerle serbest bırakılmıştır. Fakat Türkiye, ABD ve İsrail tarafından askeri koalisyona zorlanmasına rağmen koalisyona girmeyerek ve konsolosluk çalışanlarını kurtararak büyük bir diplomatik başarı kazanmıştır. Aynı zamanda Türkiye’nin gücü ortaya çıkmış ve Türkiye konsolosluk rehinelerinin kılına bile zarar vermeye cesaret edilememiş ve sağ salim teslim edilmişlerdir.

20.09.2014   Uz. Dr. Cengiz sandıklı

Yorum Yaz