DEVRİM, STATÜKO, DEĞİŞİM VE OSMANLI
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 15 Kasım 2014
Son 15 yılımızda statüko sözcüğü çokça kullanılmaya başlandı ve statükocu tabiri ortaya çıktı. Yine değişim ve devrim sözcükleri sık kullanılır oldu.
Statüko mevcut durumun korunması ve statükocu da bunu savunan kişi demektir. Buna karşılık değişim mevcut durumun değiştirilmesi, devrim ise olmayan ve akla gelmeyenin uygulanması demektir. Gelin şimdi bu tanımlamalar üzerinde ülkemizdeki tartışmaları değerlendirelim.
Malum, Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu bakiyesi üzerine kurulmuştur. Bu kuruluş, işgale uğramış vatan toprakları üzerinde İstiklal Harbi ve Zaferi sonrası oluşmuştur. İstiklal Harbi, seçilmelerinde hiçbir hâkim gücün bulunmadığı tamamen halkın iradesi sonucu oluşmuş 1. TBMM tarafından yapılmıştır. Bu meclis, milletin her kesiminden ve düşüncesinden insanı içinde bulunduruyordu. Tek amaç vatanın kurtarılmasıydı ve bunun için bir araya gelinmişti.
Zafer sonrası, ne olması gerektiği konuşulduğunda ayrılıklar ve şiddetli muhalefet başlamıştır. Gerçi, İstiklal Harbi sırasında da şiddetli muhalefet zaman zaman görülmüştür. Fakat burada ki muhalefet, meclis iradesinin esas olduğu ve kimsenin bu irade üzerinde yer almaması şeklinde ve iradenin Mustafa Kemal’e devredilmesi kararında ortaya çıkmıştır. İşte zafer sonrası meclis içinde, bundan sonra ne olacak kararının ve Lozan’da devam eden görüşmelerdeki barış anlaşma şartlarının bir kişi tarafından değil meclis tarafından özgürce verilmesinin veya buna karşılık Mustafa Kemal’in kendi iradesinin uygulanmasının istenmesi üzerine büyük tartışmalar ve muhalefet ortaya çıkmıştır. Neticede 1. TBMM seçim kararı alarak çekilmiş ve bütün üyelerinin Mustafa Kemal’in iradesiyle belirlendiği 2. TBMM teşkil edilmiştir. 2. TBMM Mustafa Kemal’in mutlak iradesini peşinen kabul etmiş ve uygulamıştır. Daha sonra seçilen diğer meclisler de aynıdır.
Lozan barış Anlaşmasının imzalanması ve Cumhuriyetin ilan edilmesi 2. TBMM tarafından yapılmıştır. Artık bundan sonraki bütün uygulamalar devrim niteliğinde olmuştur. Yani hiç olmayan ve akla gelmeyen uygulamaya konulmuş ve bu yolda çok kan dökülmüştür. Atatürk devrim ve inkılapları diye adlandırılan bu uygulamalar devletin bütün kanun ve uygulamalarına esas olmuştur.
Devrimlerin gerçekleşmesinden sonra ise bunların korunması esas alınmış, meclisteki yeminler bunun üzerine edilmiştir. Ordu bu devrimlerin bekçisi olarak tanımlanmış ve korumak adına darbeler yapmıştır. Açıkça görüldüğü üzere 1. TBMM den sonra cumhuriyet ilen edilse bile demokrasi gelmemiş aksine anti demokratik uygulamalar ortaya konmuştur.
Bu devir, statüko ve statükonun korunması devridir. Bu devir, millet iradesinin dışında oluştuğundan baskıların ön planda olduğu, hatta olması gerektiğinin acımasızca kabul gördüğü ve baskıların en şiddetli şekilde uygulandığı zaman dilimidir. Tabii olarak böyle bir durumda makamlar, mevkiler, rütbeler ve hatta ilim statükoyu koruyacak ve ona hizmet edecek insanlarla işgal edilmişti. Bu dönemde liyakat statükoya bağlılık olarak belirlendiğinden, ülke gelişme sağlayacak beyinlerden mahrum kalmış enerjisini ve gücünü bu yolda harcamıştır. Sonucunda da kendisinden çok sonra kurulan ve küçük olan ülkelerin gerisinde kalmış ve geri kalmış ülkeler sınıfında yer almıştır.
Dikkat edilirse, statüko millet iradesinin üzerinde güçler bulunduğu ilkesi üzerine kurulmuştur. Yani tek kelime ile anti demokratiktir ve gelişmeye ve değişime kapalıdır ve rıza göstermesi mümkün değildir. Milli iradenin öne çıktığı seçimler sonucu kurulan iktidarlar darbelerle indirilmiş Başbakan Adnan Menderes ve 2 arkadaşı asılmıştır.
Bu durum milletin inancına, yaşayış tarzına, tarihine ve iradesine tamamen aykırı olduğundan millet, giderek iradesinin gücünü hangi noktada toplaması gerektiği üzerinde, kendi geçmiş tarihi tecrübesi ile bilinçaltında birleşmiştir. Bu iradenin mevcut statükonun değişmesi ve kaldırılması üzerine olması gerektiğini açıkça göstermiş ve son 12 yıldır bu anlayışta olan bir partiyi iktidarda daha da artan oy desteğiyle tutmuş ve hatta liderini cumhurbaşkanı olarak seçmiştir.
Bu son 12 yıllık Ak Parti Ve Recep Tayyip Erdoğan iktidarı değişim fikri üzerinde yürümüş ve gelişmiştir. Burada değişen zihniyettir. Milletin milli ve manevi değerleri, inanç, yaşayış, eğitim, fikir etnik kimlik ve bireysel özgürlüğü üzerine bina edilmiştir. Önceleri Devlet önde iken ve millet devlet için vardır derken, millet öne çıkmış ve devlet millet için vardır ve insanı yaşat ki devlet yaşasın fikri hâkim olmuştur. Önceleri güçlü ordu güçlü Türkiye sloganı varken artık güçlü Türkiye güçlü ordu şekline dönüşmüştür.
Millet iradesinin hâkim olduğu her türlü vesayetin kaldırıldığı bu dönemde beyinler özgürleşince insanımıza zaten tarihin gelen güç ve güven geri gelmiştir. Devlet de bu güç ve güven içinde gelişmiş ve güçlenmiştir. Türkiye dünyada 16. Ekonomi olmuş ve G 20 ülkeleri içinde yer almış ev sahipliği yapacaktır. Yani değişim gelişimi kendiliğinden getirmiştir. Değişim, yeni şeyler ortaya koymak değil milleti öne çıkarma şeklinde olunca, tarihi gücümüz beyinlerde, tabii ki dünyada ve emperyalist güçlerde de uyanmış ve Osmanlı tekrar mı canlanacak korkusu emperyalistleri kuşatmış, dostlarımızı da sevindirmiştir.
Bu şekilde, bütün Türk ve İslam dünyası üzerinde Türkiye’nin liderliği, öncelikle psikolojik kabul görmüş ve giderek uygulamalarda da yer almaya başlamıştır. Osmanlı fikriyat ve inancının benliklerimizde yerleşmesi bizi ateşleyen güçtür. Esasında değişimin bize kazandırdığı en önemli değişim budur. Bizden bir şey olmaz değil biz cihanı yönetmiş bir milletiz, güçlüyüz, her şeyin en iyisini yaparız öz güvenini benliklerimize yerleştirmiştir. Gençlerimizin kanında Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın enerjisi dolaşmaktadır.
Bu inançla, merhum Akif’in dediği gibi ezelden gelmiş büyük bir millet olarak güçlü bir şekilde ebede yürüyeceğiz. Değişim yani millete dönüş bize bunu kazandırmıştır.
Uz. Dr. Cengiz Sandıklı 15.11.2014


