İNSANIMIZ HAKLARINI NASIL KAZANDI? ŞİDDETLEMİ YOKSA?

                Yazıma bu başlıkla başlamamın sebebi, son günlerde Selahattin Demirtaş’ın sokak ve kan tehditleri yanında, hakların iadesinin şiddete ve silaha bağlı olduğu algısına dönük yayın ve sözlerdir.

Öncelikle belirtmek isterim ki ve ne yazık ki ülkemizde baskıya dayalı bir rejim mevcuttu ve bu rejim özellikle inançlara ve sonrasında etnik Kürt kimliğine baskı ve kısıtlamalar uygulamaktaydı.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren devrim adı verilen bütün uygulamalar bu iki baskının pekiştirilmesi için yapılmıştır. Ezanın Türkçeleştirilmesi, kıyafet devrimleri, alfabe değişimi, tekke ve zaviyelerin kapatılması, diyanet uygulamaları din ve inanç üzerine kurulmuşken ve bunlara dayalı idamlar yapılmışken, diğer yanda Şeyh Sait isyanı bahanesiyle kanlar dökülmüştür.

Tek parti iktidarında Kur’an’ın yakılmasına, camilerin ahır yapılmasına kadar vardırılan uygulamalar daha sonra bizzat inançlı insanların eğitim ve kamuda çalışma haklarının elinden alınması ve dinini Kur’anı öğrenmesinin engellenmesiyle sürdürülmüştür. Ayrıca resmi kurumlarda Kürtçe konuşmak yasaklanmış ve Kürdüm demek neredeyse suç sayılmıştır.

Şimdi kısaca bu baskıları dile getirdikten sonra bunlara karşı halkımız ne yapmış buna bir göz atalım.

Dediğim gibi baskı altına alınan birinci alan dindi. Neredeyse cenazesini kaldıracak imam dahi yetiştiremeyecek hale gelen insanımız bu zulme rağmen asla devleti aleyhine bırakın şiddeti, sokak eylemlerine bile başvurmamış, seçimlerle demokratik ortamda reaksiyon göstermiş, değerlerine sahip çıkan partileri desteklemiş, iktidara gelen partiler kısmen bazı uygulamaları düzeltebilmiş (ezanın aslına dönmesi gibi) fakat biraz daha girişimde bulunmak isteyen hükumetler darbelerle yıkılmıştır. İrtica birinci tehdit olarak görülmüş ve bu konuda silahlı kuvvetlerin asla taviz vermeyeceği vurgulanmıştır.

Dikkat edilirse onlarca yıl irtica tanımlaması ile Müslümanların birinci tehdit olarak tanımlanmasına ve şiddetle baskılar uygulanmasına rağmen insanımız hep sabırla devlet benimdir, yönetenler kim olursa olsun ben devletime zarar vermem diyen tarihten gelen tecrübesi ile her seçimde ordu generallerinin baskısına rağmen değerlerine sahip çıkan partileri iktidara taşımıştır. Asla şiddete silaha başvurmamıştır. Hep demokratik ve insani çerçevede kalmıştır.

Sonuç 3 Kasım 2002 seçimleri ile Ak Partiyi iktidara getirmiş ve her seçimde daha da artan oylarla desteğini sürdürerek gücünü arttırmıştır.

Kürt kimliği üzerine baskılara karşı ise PKK vasıtasıyla bu milletin Kürt Türk ayırmadan kanı dökülmüştür. 40 bini aşkın  insanımız katledilmiştir.

Şimdilerde Ak Parti iktidarının Kürt insanımıza haklarını iade eden uygulamalarının PKK şiddeti ve sokak hareketiyle taviz olarak yapıldığını iddia etmektedirler.

Buna el insaf demek gerekir. Hiçbir şiddete başvurmayan inançlı insanımıza haklarının iade edildiği kör göze parmak dercesine açıkta iken, Kürtlere haklarının iadesinin şiddete taviz diye algılanması asla kabul edilemez. Bu iddiayı hem Kürtlere baskı uygulayan kesim şiddete yenildiniz diye, hem de PKK yandaşları haklar ancak şiddetle geri alınabilir diye ileri sürmektedir. Ne yazık ki bu 2 zıt kutup aynı noktada birleşmektedir.

Gerçekte ise Ak Parti ve Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan her türlü baskı ve zulme zihniyet olarak karşıdır. 2005 Diyarbakır mitinginde Sayın Erdoğan Kürtler üzerine devletin uyguladığı baskı ve zulümler dolayısıyla özür dilemiştir. Ne zaman ta 2005 yılında yani ülkede halen darbe tehditlerinin, 27 Nisan muhtıralarının olduğu bir dönemde.

Şimdi Allah aşkına PKK şiddeti dolayısıyla Kürtlere hakları iade ediliyor iddiasının iler tutar tarafı varmıdır? Yoktur.

Ak Parti ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan her türlü baskı ve zulme karşıdır. Milletimiz tarafından sevilmiş, her türlü milliyetçiliğin ayırıma ve bölücülüğe sebep olacağını haykırmış ve her seçimde artan oylarla iktidarda kalmış ve Erdoğan halkımızın seçtiği ilk cumhurbaşkanımız olmuştur.

Şu iyi bilinmelidir. Sokaktaki şiddet ve PKK nın terör eylemleri Kürtlerin haklarına kavuşmasını aksine geciktirmiş, Kürt düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüştür.

2 yıldır sürdürülen çözüm süreci şiddet olmasa en kısa zamanda gerçekleşecek, etnik ayırım sona erecek ve milletimiz sevgi ve muhabbetle kucaklaşacaktır.

O zaman ey şiddete sempati ile bakan veya destekleyen ve hatta katılan Kürt kardeşlerimiz bunu idrak ederek gelin kucaklaşalım. Şiddet ve kan acılarımızı arttırmakta ve düşmanlarımızı sevindirmektedir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı      13.12.2014

Yorum Yaz