YANDAŞLIK, TARAF, KİME YANDAŞLIK VE HANGİ TARAF?
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 13 Ağustos 2015
Uzun zamandır, basında yandaşlık, paydaşlık, taraf olma ve tarafsızlık söylemleri almış başını gidiyor. 7 Haziran seçimlerinden bu yana gelişen olaylar neticesinde kimler kimin yanında ve neyin tarafında, taraflar nedir incelemekte büyük yarar var.
Malum, esasında kimin yanı ve tarafı sorusunun cevabı çok nettir. Çünkü Türkiye’de bütün siyasi atmosfer Sayın Recep Tayyip Erdoğan yanında ve karşıtlığında ve hatta düşmanlığı ve nefretinde oluşmaktadır. Buna göre baktığımızda Erdoğan, Ak Parti kuruluşu ve iktidarı döneminde neler istedi, neler yaptı ve nelere karşı geldi değerlendirmesi tarafları ve yanları ortaya koyacaktır.
Öncelikle Ak Parti kurulduğu dönemde Türkiye ortamını gözden geçirmekte fayda vardır. Çünkü Ak Parti, devletimizin kuruluşundan itibaren uygulamalarına ve kaldığı gelişim ve kalkınma (geri kalınmışlık) durumuna itirazen 14 yıl önce 14.08.2001 tarihinde kurulmuş ve bunlara karşılık program ve politikalar üretmiştir.
Adı üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi iki temel üzerine oturmuştur.
1- Adalet: Adalet, sadece mahkemeleri ilgilendiren bir konu olmayıp, demokrasinin ana unsuru olan insan hak ve özgürlükleri, insanların devletinden beklentileri (ekonomik ezilmişliklerinin giderilmesi ve sosyal devlet ilkelerinin uygulanması gelir adaletsizliğinin düzeltilmesi, devletin karşısında bütün vatandaşların hiçbir ayrım gözetmeden eşit olması vb. konularda), devletin vatandaşına davranışları (ötekileştirme ve inkâr politika ve uygulamaları) vb. içeren çok geniş bir alanı kapsamaktadır.
Milli iradenin tecellisi ve seçimle gelenin seçimle gideceği, her türlü vesayetin ortadan kalktığı, halkın değerlerinin ve arzularının öne çıktığı demokratik bir rejim en önemli ögelerdir.
2- Kalkınma: Tarihin derinliklerinden gelen, cihan yönetmiş bir milletin devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, 50 yıllık mazisi olan devletlerin bile gerisinde kalması, para dilenen ve bunun karşılığında emir alan ve dış güçlerce yönetilen, ekonomik ve teknolojik olarak dışa bağımlı, milli ordusunu kuramamış, silahını düşmanına karşı kullanmak için dahi izin almak zorunda kalan bir devlet olmasına asla rıza gösterilemezdi.
İşte bu iki ana madde üzerinde 2002 yılı ve öncesini düşündüğümüzde Ak Partinin değerini kavrayabiliriz. İnsanların inançlarını yaşayamadığı, kendi yaşam tarzını devletin belirlediği, eğitimin ancak devletin emirlerine uyanların tekelinde olduğu, devlet memuru olamadığı, hatta mahkemelere bile çıkamadığı özgürce savunmasını yapamadığı, insanların anasının diline engel konduğu, sen kimi seçersen seç benim dediğim olacak dendiği, birleştirici değerlerin güçlendirilmesi yerine aykırılıkların daha da ayrıştırıcı hale geldiği, toplumun inançları, etnik yapıları ve değerleri ve düşünceleriile kamplaştığı bir Türkiye vardı. İnsan hakları diye insan haklarının timsali olmuş bir dine mensup milletin dünkü çocuk denecek devletlerden azar işittiği, ensesinde boza pişirildiği ve maalesef haklı oldukları, silik, sinik, güçsüz dışa bağımlı, hem devletin hem milletin kendine güvenini kaybettiği bir Türkiye’yi kabullenmeyişti Ak Parti.
Ak Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) bütün bu anormallikleri normalleştiren, kucaklaşan, kendine güvenen, ekonomisi güçlü, insanların inançlarını özgürce yaşadığı, ötekileştirmenin, ayrıştırmanın kalmadığı, kendi siyasi, ekonomik, askeri ve teknolojik planlarını ve stratejilerini belirlediği ve gerçekleştirdiği bir Türkiye oluşturuldu.
En son kardeşlik ve çözüm süreci ile milletin huzur ve barış içinde kucaklaştığı bir Türkiye gerçekleştirmeye çalışıldı.
Dış politikada bütün değerlerini ve planlarını kendi belirleyen, gelecek planlarını yapan, milletinin ve vatanının geleceğinin güvence altına alındığı, çevresinde kendisini kuşatmaya çalışan güçlerle büyük mücadele veren bir Türkiye gerçekleştirdi. Dış ilişkilerinde değerlerinden taviz vermeden hareket etti.
7 Haziran seçimleri öncesi böylesi bir Türkiye’yi kendileri için tehdit gören, planlarını uygulamalarına karşı çıkan güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti devletini yok etmenin Ak Partinin iktidardan indirilmesinde gören emperyalist güçler, ülkemiz içinde eski Türkiye özlemini yaşayan, küçük olsun benim olsun diyen milletine yabancı işbirlikçi çeteler (paralel yapı, PKK, DHKAHPECE, Okyanus ve Doğan medyası) hep birlikte bu planı devreye koydular. 7 Haziran seçimleri sonrası gelişen kaos ortamı, ekonomik sallantı, kan ve terör Ak Partinin tek başında iktidardan uzaklaştırmanın bedelidir.
Bütün bu tablo ile Ak Parti tek başına mücadele etmek durumundadır. Fakat tarihinin en büyük terör operasyonlarını kendi silahları ile yapabilen, kimseden izin almayan, ABD yi Suriye’de uygulamak istedikleri konusunda dize getiren, Suriye haritasının Türkiye aleyhine değiştirilemeyeceğini ABD, İngiltere, Almanya, İran ve İsrail ve diğer emperyalistlerin yüzüne şamar gibi vuran bir güçlü Türkiye var artık.
MHP sanki millet kendisine muhalefette kalması için oy vermiş gibi hükumet sorumluluğundan kaçtı. CHP bu kadar kana rağmen hâlâ HDP ile kol kola can cana.
Sonuç olarak Ak Partinin ve bütün bu gelişmelerin ve güçlenmenin mimarı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında olmak ekonomik siyasi ve askeri yönden bağımsız, özgür, güçlü, geleceğinden emin Türk ve İslam dünyasının umudu bir Türkiye’ye karşı olmaktır.
Ölçü gayet basittir. Emperyalistler kimi istemiyorsa ve düşmansa o kişi ülkesinin kahramanıdır. Türkiye’nin kahramanı da sayın cumhurbaşkanımız Erdoğan’dır. Ak Parti de onun fikirlerini gerçekleştirme yoludur. İşte biz bu yolun yandaşı ve tarafıyız.
Uz. Dr. Cengiz Sandıklı 13.08.2015
İzmir 1. Bölge milletvekili aday adayı


