İTİKADİ, HUKUK, İBADET İHTİYACI KAYNAKLI VE SİYASİ KAYNAKLI MEZHEPLER

Ramazan ayı münasebetiyle İran kaynaklı olaylar sebebiyle ve bir kısım da kasdi olarak mezhepler gündeme gelmiş ve ret eden tepkiler ve savunucu fikirler ortaya çıkmıştır.

Öncelikle ana ayrışım olarak Sünni ve Şii mezhepler hep karşı karşıya gelmiştir. Bu sebeple ilk olarak bu ayrışmayı ve sebebini ele almak gerekir.

İbadetlerin uygulanışı, her alanda hukuk kuralları ve itikadi konuda farklı durumlar ve fikirler ortaya çıksa da bunlar bizzat Peygamber efendimize iletilerek yada daha sonra peygamberimizle birlikte olan sahabi efendilerimize sorularak ayrışma olmadan çözümler ve uygulamalar yapılabildiğinden mezhepler oluşmamıştır.

Fakat daha sonra yeni ve çok büyük nüfuslu farklı kültür ve yaşayışlara sahip toplumlar Müslüman olunca sorular ve sorunlar çoğalmış ve bunlara dönük çözüm ve içtihatlar ihtiyaca binaen peygamber efendimizin sünnet ve hadislerinde, Kur’an temelinde hukuk ve ibadetlerin uygulanışı konusunda İslâm içtihat bilgi ve ruhaniyetine sahip alimlerimizce görüşler ve bunları uygulayan müritleri neticesinde Sünni dediğimiz mezhepler oluşmuştur.

Bu Sünni mezhepler İmam-ı azam Ebu Hanife içtihadında ibadet uygulamaları ve hukuk (ticari, cezai, nikah, boşanma vb) kararları çerçevesinde Hanefi mezhebi; İmam-Şafi içtihadında bu uygulamaları yapanlar çerçevesinde Şafi mezhebi; İmam-Malik içtihadıyla Maliki ve İmam Ahmed bin Hanbel içtihadında Hanbeli mezhepleri oluşmuştur.

Dikkat edilirse bu mezhepler ibadet ve hukuk ihtiyaçlarına binaen Kur’an ve Hadis-i şerifleri temel alan mezheplerdir. Biz bu mezhepler görüşlerine göre namaz, abdest, oruç, hac, zekât vb ibadetlerimizi yapmaktayız. Yine hukuk uygulamaları da bu yönde olmaktadır. Kur’an anayasadır. Onda her başlık vardır ama uygulanış ve ayrıntılar bizzat Peygamber efendimizin sünnetine ve hadislerine dayanmak zorundadır. Mesela basitinden namaz vakitleri, rekat sayıları vb konuların ayrıntısı Kur’an’da yoktur. Bu sebeple uygulamada Peygamber efendimizin izini sürmek gerekir. İşte Sünni mezhepler bu temeldedir. Esasta farklılıklar yoktur.

Bu mezheplerin kaynağı bizzat Peygamber efendimizdir. Hz Muaz bin Cebel’i Yemen’e vali olarak görevlendiren Peygamber efendimiz :

Hz. Muaz, Medine’den ayrılacağı sırada Peygamber Efendimiz ona,

“Sana hâlli için herhangi bir dava getirildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?” diye sordu. Hz. Muaz,

“Allah’ın kitabındaki hükümlerle hüküm veririm.” dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz,

“Eğer Allah’ın kitabında onunla ilgili bir hüküm bulamazsan neye göre hüküm verirsin?” diye sordu. Hz. Muaz,

“Resûlullahın sünnetine göre hüküm veririm.” dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer,

“Resûlullahın sünnetinde de onunla ilgili bir hüküm bulamazsan, ne yaparsın?” diye sordu. Hz. Muaz,

“O zaman, kendi görüşüme göre içtihad eder, hüküm veririm.” dedi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz bundan son derece memnun oldu. Bu memnuniyetini şöyle ifade etti:

“Allah’a hamdolsun ki, Resûlullahın elçisini, Resûlullahın razı olduğu şeye muvaffak kıldı.”

İşte, bu İmam efendilerimizin görüş belirtmesi bu sünnet ve hadis üzeredir. Kendilerinden ortaya bir uygulama yapmamışlardır. İhtiyaca binaen Allah rızası için bu sünnete ve hadise dayanmışlardır.

Şii mezhebine gelince, Şia Hz Ali taraftarları ilk halifelik hakkı Hz Ali’nindir diyerek Hz Ebubekir, Hz Ömer ve Hz Osman’ı ret etmekte hatta cennetle müjdelenen Peygamber efendimizin kayın pederi ve damadı olan bu mübarek sahabi efendilerimize küfür etmişler kendileri dışındakileri kâfir olarak nitelemişlerdir. Yani Şia, (SİYASİ TABANLIDIR VE SİYASİ) bir mezheptir. Onlar da Kur’an ve hadisleri dikkate alsalar da siyasi tabanlı ve iktidar hırsı kaynaklı yani dünyevi olmalarından dolayı ayrışma, fitne ve savaşlara varan olaylar olmuştur ve halen olmaktadır. Hatta Suriye’de olduğu gibi ve Osmanlı zamanında da müslümanları katletmiş, kâfir ile ittifaklar yapmışlardır. Kendilerinden olmayanları ret ettiklerinden fitne kaynağı olmuşlardır.

Hiçbir Sünni mezhep sahibi Hz Ali efendimizi Şiilerden daha az sevmez, hatta daha çok sever ve O’nun yolunu yol bilir O’nun gibi yaşar. Fakat Şia mezhep alt grupları Aleviler gibi Hz Ali efendimize peygamberlik dahi atfedecek dereceye varmış, hristiyanlar (baba, oğul ve Kutsal ruh) benzeri üçlemeyle (Hak, Muhammed Ali) şeklinde birlikte anmışlardır. Hele Şii gibi görülen aslında İslâm ile hiç alakası olmayan Nusayri, Dürzi vb topluluklar Şii koruması ve birliği içine alınmıştır.

Günümüzde Vehhabilik mezhebi de Arabistan’da temel mezheptir. Kur’an temelli olmasına rağmen hilafet bizim hakkımızdır diye Osmanlı hilafetine isyanla İngiliz kâfiri ile işbirliği yapmış müslümanları katletmiş, en büyük fitne sebebi olmuşlardır. Bu sebeple siyasidir. Osmanlı zamanında bir kısım sapık fikirleri sebebiyle kendilerine karşı savaş açılmıştır. Kendileri dışındaki bütün müslümanları KÂFİR ilan etmiş ve katlini kabul etmişlerdir. Bugün de iktidarlarını korumak uğruna emperyalist kâfirlerle kucak kucağadırlar. Hatta BAE gibi İsrail ile birlikte hareket etmektedirler.

Yine Hariciler de Hz Ali’nin uygulamalarına itiraz etmişler, sapık fikirler sahbi olmuşlar ve iktidar ve siyasi kaynaklı olmaları dolayısıyla siyasi mezheptir.

Ayrıca başka mezhepler de vardır fakat günümüzde pek önemleri kalmadığından bahse konu edilmemişlerdir.

21.02.2026. Uz. Dr. Cengiz Sandıklı

Yorum Yaz