ÇÖZÜM SÜRECİ, SURİYE, IRAK VE TÜRKİYE
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 11 Haziran 2014
ÇÖZÜM SÜRECİ, SURİYE, IRAK VE TÜRKİYE
Herkesin çok iyi bildiği gibi Türkiye, çok stratejik bir bölgede bulunmaktadır. Bu bölgenin özelliklerini dikkate aldığımızda:
1- Bu bölge tarihin ilk dönemlerinden itibaren etkin ve güçlü medeniyetler ve ülkelerin bulunduğu çoklu etnik yapının yer aldığı bir bölgedir. Sümerler, Babilliler, Hititler, Asurlular, Mısırlılar, Persler, eski Yunan ve Makedonlar, İskitler, Medler, Romalılar vb. Hem çağın en üst medeniyetlerine sahip hem de çok çatışmalı bir bölge olmuştur.
2- Bu bölge 3 büyük dinin doğduğu ve bilinen peygamberlerin geldiği bölgedir. Bu sebeple din ve mezhep çatışmalarının olduğu bölgedir.
3- 20. Yüzyılla birlikte bölgenin yer altı kaynakları ve özellikle petrol bu bölgenin önemini hayati noktaya getirmiştir.
Tarihle birlikte ve zamanımızda bölgenin stratejik değeri giderek artmış ve hâkim güçlerin birbirlerinin önünü kesecekleri bölge haline gelmiştir. Geçmişte Rusya, daha sonra Sovyetler Birliği ve dağılınca yine Rusya bu bölgeye yayılarak sıcak denizlere ulaşmak istemiştir. Çin, kendisini batıdan gelecek tehlikelere karşı burada tampon bir bölge oluşturmak istemiştir. İngiltere ve batı Sovyetleri ve Çini bölgeden uzak tutarak oldukları yere hapsetmek istemişler ve Osmanlı’ya, Rusya’ya karşı ve daha sonra Türkiye’ye, Sovyetler ve Rusya’ya karşı destek vermişlerdir.
Bölgenin, önceleri stratejik önemi bu kadarken 19. Yüzyılla beraber yeraltı kaynakları, petrol ve enerji kaynakları bu bölgeye sahip olma isteğini geliştirmiştir ve Osmanlı’yı yıkmak hedefi, emperyalistleri birleştirmiştir. Birinci Dünya Savaşı bu emperyalist amaçlarla oluşmuştur. Birinci Dünya Savaşı ve Sovyet devrimiyle imparatorluklar sona ermiş ve bölgeden Osmanlı uzaklaştırılmıştır. Bölgede yeni bir yapılanma oluşturulmuştur. Yapay sınırlar, çatışmaya dayalı etnik hâkimiyet ve yapılanma özellikle tercih edilmiştir. Suriye’de Sünni çoğunluğa karşılık Nusayri hâkimiyeti, Irakta Şii çoğunluğa karşılık Sünni hâkimiyeti vb. etnik ve mezhebî çatışmaları canlı tutacak, birlik oluşturmayı ve güçlenmeyi engelleyici ve daima hâkimiyetlerini sürdürecek batıya muhtaç yapılar oluşturulmuştur.
Sovyetlerin dağılması ile Türkî cumhuriyetler bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bu durum doğal olarak Türkiye’nin bu ülkelere liderlik pozisyonunu açığa çıkarmıştır. Bu potansiyel tehlike, ABD ve batının tedbir almasını gerektirmiş ve körfez savaşı ile Irak’ın kuzeyinde denetim dışı bölge oluşturarak, Türkiye’nin bu bölge ile uğraşması ve bu sayede bütün enerjisini, ekonomisini buraya yönelterek Türkiye’nin güçlenmesi önlenmeye çalışılmıştır. Türk ve Kürt halkları üzerinde ayrışma ve bölünme fikrini yerleştirerek, nefret psikolojisinin ve düşmanlığın yerleşmesini sağlamak istemişlerdir.
Türkiye’nin dost ve müttefik ülkelerinde iç savaşlar çıkararak (Libya, Mısır, Suriye) Türkiye’nin taraf tutmasını ve bu sayede Türkiye’ye düşman yeni ülkeler oluşturmaya çalışmışlardır. Fakat Türkiye bu bölge halklarının yanında yer alarak, oluşacak yeni yapılanmada halk üzerinde güçlü taraftar kitleleri edinmiştir.
Bu arada bölgenin enerji kaynaklarından faydalanabilmek ve iç ve dış huzurunu ve barışını sağlamak amacıyla içeride ve kuzey Irak’ta barış ve kardeşlik projesiyle çözüm sürecini başlatmış, Kuzey Irak Kürt yönetimiyle ittifak oluşturarak petrol anlaşmaları yapmış, ayrıca İran’la ilişkilerini güçlendirme yolunda önemli adımlar atmıştır.
Bu durum ülke içinde çatışmaları sonlandırmış ve insanımızda çatışmasız kardeşçe yaşayabiliriz fikrini yerleştirmeye başlamıştır. Bu arada Türkiye İMF ye borcunu sıfırlayarak batıya bağımlılığını ortadan kaldırmıştır. Yani Türkiye artık üzerindeki oyunlara boyun eğen bir ülke olmadığı gibi, kendi üzerine oynanan oyunları boşa çıkaran ve kendi karşı oyunlarını uygulayan ve bunu başaran güçlü bir bölge gücü haline gelmiştir.
Bu durumda, batılı güçler, dışarıda oynadıkları oyunların yanında bu iç huzur ve barış ortamını yok etmek için, Gezi, Lice vb. çatışmaları uygulamaya koyarak, ekonomiyi zora soktukları gibi, Türkiye’yi güçlü hale getiren Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını engelleyerek daha da güçlenmesinin önüne geçmek istemişler, hatta hükümeti düşürmek istemişlerdir.
Bütün bu oyunları gerçekleştirmek için ülke içinde, PKK, paralel yapı, DHKPC ve muhalefeti taşeron olarak kullanmıştır. Erdoğan nefreti üzerine birleşmiş bu birbirinden farklı güçler Ak Partiyi seçimle düşüremeyeceklerini bildiklerinden, bu taşeronluk rolünü gönüllü olarak üstlenmişlerdir.
Sonuç olarak, batılı güçler, ülkemizde meydana gelen sokak olayları (Ok Meydanı vb.), Lice olayları ve bayrak indirmeye varan ve Türkiye’nin kendi insanına güç kullanmasını planlamakta ve hatta çocukları dahi öldürmek zorunda kalarak iç barış ve huzurun yok edilmesinin yanında, düşmanlıkların artması, ülkemizin ekonomik siyasi ve İslam toplumları üzerindeki psikolojik gücünü yok etmeyi, ve güçlü lider Recep Tayyip Erdoğan’ı yok etmeyi amaçlamaktadır. Esasında en baştaki hedef Erdoğan’dır. Çünkü, bu güçlü Türkiye’nin mimarı O’dur. O yok edilirse Türkiye’nin gücü yok edilecektir. Bu sebeple millet olarak bu oyunu bozmak ve birlik beraberliğimizi güçlendirmek zorundayız. Unutmayalım biz kardeş olduğumuzda bizi yıkacak güç yoktur. Fitne girmemiş gönülleri top sindiremez.
11.06.2014 Dr. Cengiz Sandıklı
YAZIYA EK
Bu yazıyı tamamlamamdan sonra Irak’ta IŞİD güçlerince Musul’un işgali ve konsolosluk görevlilerimizin rehin alınması gerçekleşti. Sanki yazının başlığını ve başlangıcını bu durumu hissederek yapmış gibi oldum.
Olay çok ciddidir. Bu olayda dikkat edilecek hususlar:
1- IŞİD in müdahale edeceği Türkiye tarafından Irak’a bildirilmiş ve takip edilmiş ve 3 gün önce konsolosluğun tahliye kararı alınmıştır.
2- Buna rağmen Irak yönetimi gerekli tedbirleri almamış aksine hiç bir çatışmaya girmeden Musul’u teslim etmiştir.
3- IŞİD sünni bir örgüt, Irak merkezi yönetimi ise Şii mezhebindendir. Yani bizzat bu mezhep ayrılığı dolayısıyla beklenen Irak askerlerinin şiddetle Musul’u savunmasıydı.
Şimdi bu hususları dikkate alarak değerlendirirsek, en önemli noktanın Irak askerlerinin Musul’u çatışmasız teslim etmesidir. Buradaki altta yatabilecek noktalar nelerdir?
1- Musul Türkiye için çok önemli Türkmen nüfuzun yoğun olduğu, zengin petrol kaynaklarına sahip 1926 anlaşması ile üzerinde bir kısım hak ve yaptırımlarımızın olduğu bir yerdir.
2- Bizzat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan konsolosluk elemanlarının kurtarılması.
3- Oradaki Türkmen’lerin güvenliğinin sağlanması.
4- Petrol kaynaklarının kontrol dışı güçlerin eline geçmesinin önlenmesi
5- Irak’ın ve dolaylı olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması.
Bütün bu noktalar Türkiye’nin Musul’a müdahalesi için zorlayıcı ve zorunlu görünen önemdedir. Yani Türkiye önce Suriye’ye şimdi ise Irak’a çekilmek istenmektedir.
Böyle bir müdahalede ne olacaktır. Türkiye sonunun ne olacağı belli olmayan bir maceraya atılacaktır. Fakat bir başka önemli nokta bir savaş durumunda cumhurbaşkanlığı seçimi yapılamayacak ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasının önü kesilecek ve başarısızlık durumunda ise artık Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan dönemi sona erecektir.
Maalesef ülkemiz üzerinde dışarıda olan bu olaylarla birlikte iç taşeronlar işbirliği halindedir. Çok uyanık ve birlik halinde olmamız bir dönem geçiriyoruz. Allah inşallah bu tuzakları boşa çıkaracak ve bizi muzaffer edecektir.
11.06.2014 saat 19.30 Dr. Cengiz Sandıklı


