ESKİ TÜRKİYE, YENİ TÜRKİYE VE OSMANLI

ESKİ TÜRKİYE, YENİ TÜRKİYE VE OSMANLI

                Sayın başbakanın mitinglerde eski ve yeni Türkiye karşılaştırması ve vurgusu yapması bu konuyu ele almamı zorunlu kıldı. Eski Türkiye, yeni Türkiye nedir ve Osmanlı’nın bu günlerde sıklıkla anılmasının anlamı nedir?

Tabii bu kavramlar aynı zamanda ardında belirli kitleleri ve zihniyetleri barındırmaktadır. O zaman gelin bu zihniyetleri ele alalım.

ESKİ TÜRKİYE NASIL BİR TÜRKİYE İDİ?

Aslında bu deyim bir zihniyeti tarif etmektedir.  Bu zihniyete göre:

1-      Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 ile başlamıştır. Kurucusu tektir ve en büyüktür. Bu nedenle Mustafa Kemal’e Atatürk adı verilmiştir. O olmasaydı var olunamazdı.  Yani eski Türkiyeciler bu milletin ve devletin varlığını sadece bir kişiye bağlamıştır. Binlerce yıllık tarihi de 91 yılla sınırlıdır. Bu tarihten ve Mustafa Kemal’den önceki zamandaki bütün geçmiş utanılacak bir geçmiş,  yöneticiler utanılacak padişahlardı. Yani, milleti ve geçmişini reddeden bir zihniyettir bu. İnsanı cahildir, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan basit insanlardır ve güvenilmezdir. Kurucu güç olan Atatürk’ün her dediği kesinlikle ve tartışmasız doğrudur ve bu doğruluk tarih değişse de değişmez ve tartışılmazdır.

2-      Geri kalmışlığın sebebi dindir, İslam’dır. Bu yüzden kesinlikle milletin inancı ve yaşayış tarzı değiştirilmelidir. Geçmiş tarih unutturulmalı ve hatta kötülenmelidir. Tartışılmaz olan Allah ve peygamber değil, Mustafa Kemal’dir. O varlık sebebidir. Atatürk olmasaydı bu halk bir işe yaramazdı. Türkiye dininden ve yaşayışından utanmalı ve batılı gibi inanmalı ve yaşamalıdır.

3-      Tarihin başından beri var olan bu millet, kendi hukukunu yapamaz bu sebeple mükemmel olan batılı ülkelerden kopyalanmış kanunlar getirilmeli ve uygulanmalıdır.

4-      Halk, sadece cahil ve kolay kandırılır değildir. Aynı zamanda devlet için her zaman tehdittir, devleti ve rejimi yıkmak ister, bu sebeple baskı ve kontrol altında tutulmalı ve gerektiğinde cezalandırılmalıdır.

5-      Her ne kadar, bir imparatorluk mirası halka sahip olsa ve kurucu güç farklı dillere sahip milletler olsa da gerçekte hepsi Türk’tür ve Türküm demeli ve olmalıdır.

6-      Bu milletin alfabesi mutlaka değiştirilmelidir. Arap alfabesinin kolay öğrenilememesinden değil (çünkü 6 yaşındaki çocuk bile Kur’anı öğrenebilmektedir) tarihle bağının koparılması için bu şarttır. Böyle bir değişimle, Kur’an dolayısıyla herkesin okuma yazma bildiği milletin, alfabe değişikliği ile tamamı okuma yazma bilmez hale getirilmiştir. Böylece millet köksüz ve cahil hale getirilmiş ve kendine güvenini kaybetmiştir. Biz bilmeyiz, yapamayız, düşünemeyiz, güçsüzüz ve daha kötüsü hep böyle olmak durumundayız biz bir işe yaramayız. Batı güçlüdür, onlara benzemeli ve onlar ne derse yapmalıyız zihniyeti yerleştirilmek istenmiştir. Hatırlıyorum, çocukluğumda anneannem ve bütün komşular,  başkan Kenedy dendiğinde bizim başkanımız sanıyordu ve Atatürk gibi adam diyorlardı.

7-      Devlet yurtta sulh cihanda sulh özdeyişiyle, çevresindeki olaylara karışmamalı, sessiz ve pısırık kalmalıdır. Yurt içinde ise bu sessiz devlet halkına karşı bir aslan bir kartaldı ve şapka takmadı diye âlimleri ve hatta kadınları karşı çıktı diye asmıştır. Türkiye 780 000 km den ibarettir ve bunun haricindeki her yer bize yabancıdır. Hatta 2. Dünya savaşından sonra 12 adaları bize teslim etmek isteyen İtalya’yı, İsmet İnönü bizim kimsenin toprağında gözümüz yok diyerek reddetmiş ve 12 adayı Yunanistan’a teslim etmiştir. Tabii daha sonra da Yunanistan adaları silahlandırıyor diyerek şikâyet edilmiştir.

8-      Halk cahil olduğundan ne zaman serbest bırakılsa rejimi yıkacak yöneticileri seçtiğinden buna izin verilmemeli, gerektiğinde darbe yapılmalı, yine de seçilirse bu yöneticiler mutlaka kontrol edilmeli, yaptırımlar uygulanmalıdır.

9-      Türk parasını koruma kanunu vb. kanunlarla halk ekonomiden uzak olmalı zenginleşmemelidir. Teknolojiden ve iletişim imkânlarından uzak olmalı ve dünya görüşü olmamalıdır.

10-   Semboller çok önemlidir. Cumhurbaşkanı ve yöneticiler batılılar gibi frak giymeli (erkeklerin parlamentoda ve mahkemede İngiltere’deki gibi peruk takmalı demediklerine hayret ediyorum), okumuş ve yönetici olmuş kadınlar, hatta yönetici erkeklerin hanımları başörtüsü takmamalıdır. Takke, sakal vb. devleti yıkmak isteyenleri belirleyen sembollerdir.

11-   Ülkenin dünyadaki devletlerden ve hatta savaşlardan bitmiş olarak çıkanlardan (Japonya, Almanya, Güney Kore vb.) hatta ve hatta Yunanistan’dan bile geri kalması önemli değildir. Zaten biz geri kalmaya mahkûmuz. Çünkü hâlâ dinimizi ve yaşayışımızı değiştirmemişizdir.

 

Bütün bu saydıklarımı arttırabiliriz. Sonuç, kendine inancını kaybetmiş, sporda futbolda bile şerefli mağlubiyetlerden gurur duyan bir halk oluşturulması eski Türkiye’nin en önemli özelliğidir. Aydın denen kesim ve sol görüşlü batılı gibi yaşayan halka yabancı ve tepeden bakan azınlık, aristokrattır. Bunlar doğrusunu bilir ve halk bunların dediğini yapmak zorundadır. Amaçları demokrasi değil aristokrasidir.

 

YENİ TÜRKİYE DİYENLER NE AMAÇLAMAKTADIR?

Bu tabir, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la ortaya çıkmış ve yüksek sesle dile getirilmiş ve büyük taraftar toplamıştır. Halkın içinden çıkan ve O’nun gibi inanan ve yaşayan Erdoğan bütün siyasi hayatında ve ülkeyi yönettiği süre içinde hep eski Türkiye’nin ülkeyi geri bıraktığını görmüş, halkın enerjisinin açığa çıkarılması ve kendine güvenini tekrar kazanması gerektiğine inanarak, rejimle mücadele etmiştir. Bunu, daha önce rahmetli Adnan Menderes ve Turgut Özal yapmak istemiş ve maalesef rejim güçlerince şehit edilmişlerdir. Bu tehdidi görmesine rağmen Erdoğan, ben kefenimle dolaşıyorum diyerek dik durmuş ve asla vazgeçmemiştir. Burada en önemli husus, milletin büyük bir güç ve yılmaz bir dirençle Erdoğan’ın arkasında durması, O’nun yapmak istediğini çok iyi anlaması, sevmesi ve inanmasıdır. Milletin bu dik duruşu karşısında rejim güçleri güçsüz kalmıştır. Şimdi bu çerçevede yeni Türkiye zihniyetini ele alalım.

1-      Yeni Türkiye’de temel millettir. Millet ne derse o olacaktır. Millete rağmen hiçbir şeyin yapılması mümkün değildir.

2-      Millet tarihin en eski ve en güçlü milletidir. Tarihin en eski ve değişik coğrafyalara yerleşerek gittiği her yerde devlet kurmuş tek milletidir. Millete bu gücü fark ettirilmeli ve önü açılmalıdır.

3-      Millet tarihi ve diniyle bütünleştirilmelidir. Çünkü güç kaynağı bunlardır.

4-      Millet iradesi mutlaktır ve üzerinde hiçbir güç olamaz. Darbeler artık akla bile gelmemelidir. Devletin bütün kurumları millet iradesi önünde eğilmelidir. Aristokrasi değil demokrasi esastır.

5-      Millet bilmez değildir. Aksine genlerinde cihanı yönetme gücünü taşıması ve sağduyusuyla en doğrusunu bilir.

6-      Millet tarihiyle gurur duymalıdır. Kökü 91 yılla sınırlı değildir. Gücü de 780 000 km ile sınırlı değildir. 3 kıta bu milletin bağlarını ve geçmişini yaşamaktadır. Güç alanı 3 kıtadır. Etki alanı ise bölgesiyle başlamak üzere, bütün Türk ve İslam âlemi yani dünyadır.

7-      Yeni Türkiye asla geri kalamaz. Doğru projeler ve stratejilerle batı ile gelişmişlik açığını hızla kapatabilir. Nitekim 12 yılda bu yolda büyük aşama kaydedilmiştir.

8-      Ekonomi milletin her ferdine ulaşmalıdır. Millet zenginleşmelidir.

9-      Eğitim en ileri teknolojiye (tebeşirden bilgisayar ve tabletlere, internete geçiş) dayanmalı ve herkese ve her tabakaya ulaştırılmalıdır. Parası olan kitabını alır, fakir kitapsız kalır düzeni artık yoktur. Her öğrenciye kitabını devlet ücretsiz verir.

10-   Sağlık her bireye en mükemmel şekilde ulaştırılmalıdır. Hastaneler koğuş tipi 5-10 kişinin bir odada kaldığı sistemden 5 yıldızlı otel seviyesine çıkmalı ve en ileri teknoloji ile donatılmalıdır. Her türlü tıbbi tedavi ülkemizde yapılabilmeli, başka ülkelere gitme zorunluluğu kalkmalıdır (şehir hastaneleri).

11-   Savunmada, Türkiye dışa bağımlılıktan kurtulmalı ve gelişmiş ülkelerin sahip olduğu bütün silahlara sahip olmalı ve bunları kendisi yapabilmelidir (tank, uçak, savaş gemisi, uydu vb.).

12-   Türkiye artık borç ve dolayısıyla emir alan bir ülke olamaz. Gündemi takip eden, kendisine dikte ettirileni kabul eden değil, gündem belirleyen, kendi stratejileri ve planları olan ve bunların gerçekleşmesi için mücadele eden ve gücünü kabul ettiren bir Türkiye gerçekleştirilmelidir.

13-   Yeni Türkiye’de ülkenin her yerine en kolay, hızlı ve güvenilir ve konfor içinde ulaşılabilmelidir. Herkes bu imkânlardan faydalanmalıdır. Bu sebeple havaalanları, hızlı trenler, duble yollar vb. yapılmalıdır. Ulaşım ve yol medeniyettir.

14-   İletişim her birey tarafından en hızlı şekilde gerçekleştirilmeli ve dünya takip edilebilmelidir.

15-   Her türlü vesayet (askeri, adli veya paralel vb.) asla kabul edilemez. Bu ülkeyi milletin seçtiği yöneticiler yönetmeli ve yönetimler seçimlerle belirlenmelidir.

16-   Bu milletin her ferdi eşittir. Dil, din, ırk ve yaşayış sorgulaması asla yapılmamalıdır. Herkes kendi etnik kimliğini rahatlıkla belirtebilmeli, yaşayabilmeli ve kendi anadilini konuşabilmelidir. Her fert bu devlet benim diyebilmeli ve devleti ile gurur duymalıdır. Devleti ile ayrı düşmemeli aksine bütünleşmelidir.

17-   Yeni Türkiye enerji bağımlılığından kurtulmalıdır. Gerekirse nükleer santrallar kurmalıdır. Dışarıya enerji bedeli olarak ödediği kaynaklarını gelişme ve büyümesi için kullanmalıdır.

Bu saydıklarım daha da arttırılabilir. Kısaca eski Türkiye’nin zincire vurduğu her şey yeni Türkiye’de özgürleştirilmelidir.

 

Şimdi bu çerçevede Osmanlı’dan neden bahsedildiği çok rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Hem İstanbul’da keyif sürüp hem de Osmanlı’dan nefret eden zihniyet artık olmayacaktır. Osmanlı, bölgesinde yüzyıllarca hükmetmiş ve barış içinde yaşanmasını temin etmiştir. Bütün Türk dünyası ve İslam âlemi Türkiye’nin Osmanlı mirasını anlamasını ve O’nun gücünü kazanmasını beklemektedir.

 

25.07.2014                     Uz. Dr. Cengiz Sandıklı

 

 

Yorum Yaz