İBADET VE BİZ

İbadet kavramı içinde bir tanrıyı ve yaratıcıyı kabulleniş vardır. İnsanın varlığı ile beraber insanlar, hep tanrı ve tanrılar buna bağlı ibadet tarzlarını içeren dinler içinde yer almışlardır.

İlahi dinler ve İslamiyet’e göre yaratılan ilk insan Hz. Âdem’dir ve aynı zamanda peygamberdir. Allah’a inanma ve ibadet etme kendisiyle beraber başlamıştır.

Daha sonraları insanlar gelen peygamberlerin yolundan çıkmış, fakat yaratıcı tanrı veya tanrılara inanma ve o tanrı veya tanrılara ibadet etmeye (her inanış kendi ritüelleriyle) devam etmişlerdir.

Ateistler dahi kendi tanrıya inanmama duygularını bir inanç haline getirmişlerdir ve bu duyguya sıkı sıkıya bağlanmışlar ve buna dönük tepkiler geliştirmişlerdir. Bir ateist dahi başına gelen ani bir tehlikede bir varlığa dayanma ve inanma fikrine meyleder.

Zamanımızda dinler ilahi ve yerel iptidai dinler olarak sınıflandırılabilir. İlahi dinler tek yaratıcıya (Hristiyanlıkta teslis –üçleme- akidesine rağmen) ve peygamberlere inanış vardır. Zamanımızdaki ilahi dinler yaratıcıdan gelen ilahi kitaplara dayanır.

İlahi dinlerin inkişafı her peygamberle oluşmuş ve her gelen peygamber insanlara yeni emirler getirmişlerdir. İslamiyet’e kadar bütün ilahi kitaplar tahrif edilmişlerdir. İncil Hz. İsa’ya indirildiğinde kaydedilmemiş daha sonra Havarilerle yazılı hale getirilmiş ve Havarilerin adlarıyla anılan İnciller açığa çıkmıştır. Gerçekte Hz. İsa’nın getirdiği İncil Tevrat’ın üzerine eklenmiştir. Fakat Kur’an’ı Kerim başlı başına  Hz. Muhammed’e indirilmiş ilahi bir kitaptır ve zamanımıza kadar ilk nüshası ile aynı kalmıştır. Kur’an her vahiy gelişinde vahiy kâtiplerince kaleme alınmış ve kayda girdiği gibi hafızlarca ezberlenmiştir. Daha sonraki dönemlerde de hafızlarca Kur’an teyit edilmiştir. İslam içinde mezheplere rağmen Kur’an üzerinde ihtilaf yoktur.

Yaratıcının birliğine ve O’nun güç ve kudretine inanmak hem evrenin ve hem de insanın amaçsız yaratılmadığına da inanmayı getirir.

Bir makinanın imalatçısı (otomobil, TV, buzdolabı vb.) nasıl ki cihazın arızalanmaması ve zarar vermemesi için bir kullanım kılavuzu verir. Bu kılavuzun amacı, cihazın en faydalı ve iyi bir şekilde kullanılmasını, arızalanmamasını ve çevresine zarar vermemesini (elektrik çarpması, motor yakma ve yangın vb.) amaçlar.

Allah’ta evreni ve insanı yarattığın da, bedenini ve emrine verilen evreni doğru kullanması için, yani mutlu ve güçlü olması için kendisine peygamberleri vasıtasıyla kullanım kılavuzları (dinler ve ilahi kitaplar) göndermiştir. Bu kullanım kılavuzlarından en sonuncusu ve mükemmeli ve kıyamete kadar değişmeyecek, doğruluğunu her daim göreceğimiz ve görüleceği, aksinin asla vuku bulmayacağı Kur’an’ı Kerimdir.

Kur’an’ı Kerimdeki her emir ve peygamber efendimizin her uygulaması öncelikle kendi sağlığımız ve huzurumuz, sonra toplumun ve gelecek nesillerin sağlığı ve huzuru ve sonunda canlı cansız çevremizin düzeni için mutlak gereklidir.

Her emrin ve yasağın mutlak hikmeti vardır. İlim bunu bugün bilemese bile gelecekte mutlaka gösterecektir. Bizi ve evreni yaradan Allah, bizim ve evren için neyin yararlı ve neyin zararlı olduğunu en iyi bilendir. İhtiyaçlarımızı en iyi bilen ve emrimize veren de O’dur, zarar verecekleri yasaklayan da O’dur.

Bir Allah’a inanan, O’nun güç, kudret ve adaletine de inanmalı ve kavramalıdır. Aynı bir devletin kurallarına uymayanları cezalandırdığı ve uyanları mükâfatlandırdığı, bir öğretmenin iyi öğrenciyle çalışmayan öğrenciyi sınavlarla belirleyerek sınıf geçme ve kalma kararını verdiği basit insani bir adil uygulama gibi, Allah’ın da emir ve yasaklarına uyan ve uymayanları (yani kendisine, topluma ve çevresine yararlı ve zararlı olanları) ayırması ve ceza veya mükâfat vermesi O’nun adil sıfatına uyan bir beklentidir.

Gerçekte her an Allah’ı görür gibi yaşamak her müminin yapması gerekendir. Her hareketini bu düsturla yapan kişi her an ibadet üzeredir. İbadet sadece belirli ritüelleri yerine getirmek değil, her an ibadet bilinci içinde yaşamaktır. Böyle olursa attığı her adım ve hatta uykusu bile ibadet olacaktır.

Şu çok net ve asla itiraz edilemeyecek bir gerçektir ki, Kur’an’daki Allah’ın hiçbir emri ve yasağı insana, topluma, gelecek nesillere ve canlı cansız çevremize zarar vermeyeceği gibi aksine hiçbir insani kural ve kanunun gerçekleştiremeyeceği kadar yararlı ve gereklidir. Bunu kimse inkâr edemez. Hatta ateistler bile.

Bizlerin dinimizi anlatırken yaptığımız önemli bir yanlış vardır. Anlatılarımız çoğunlukla Allah korkusu üzerine kurulmaktadır. Bu önemlidir fakat Allah’ın sevgisini kazanma yollarını anlatmak çok daha önemlidir.

Unutmayalım Allah’tan korkmak yanlıştan ve günahtan korur. Fakat Allah sevgisi Allah’a yaklaştırır ve Allah’ın sevgilisi olmayı sağlar. Peygamber efendimizin Mekke’li müşriklerin mağara ağzına geldiğinde Hz. Ebubekir’e söylediği gibi Allah sevdikleriyle beraberdir.

Her an Allah’ı görür gibi yaşayan ve ibadet edenlerden ve Allah’ın sevgilisi olanlardan olmamız duasıyla Allah’a emanet olunuz.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı    22.10.2014

Yorum Yaz