YALNIZ KALMAK MI, HAKSIZ VEYA ZULME SESSİZ KALMAKMI?

                Sayın cumhurbaşkanımız Erdoğan 3 gün önce Bezmi Alem Üniversitesi açılış töreninde yaptığı konuşmada, BM genel kurul sonrası verilen yemekte Mısır’ın darbeci gayrimeşru lideri Sisi ile aynı masada yer verilince masaya oturmayıp terk etmesiyle ilgili “birine meşruiyet kazandıracak kadar meşruiyetimi yitirmedim” dedi.

Yine daha önce İsrail’in katil lideri Peres’e dünyanın gözü önünde “katilsiniz” ve oturum yöneticisine “one minute”,  Suriye’nin zalim lideri Esed’e “katil” ve “gidecek” dedi.

Bu konuda, sayın Erdoğan içeride ve dışarıda çok tenkit edildi ve yalnız bırakıldı. İçimizdeki, inancını ve milletine güvenini kaybetmiş basın ve kalemşörler ve muhalefet yalnız kalındığına ve neyine güveniyorsun tarzında şiddetli ve hadsiz eleştirilerde bulundular. Ben de bu konuda yalnızlık kötü müdür, güçsüzlük müdür ve gerçekten güçsüz müyüz konusunu işlemeye ve yazmaya karar verdim.

Bu konuda sizlere tarihimizden örnekler vereceğim. Ama önce bir örnekleme yapmak istiyorum. Bu aynen şuna benziyor. Mahallede sarhoş, serkeş bir kabadayının her gece Allah’a küfrederek, birilerini darp ederek ve rahatsız ederek naralar atması üzerine mahallelinin pencerelerini kapatıp “bırak bağırsın başımızı belaya sokmayalım” diyen sakinlere benziyor. Herkes bu şekilde davranınca kabadayı benden nasılsa korkuyorlar diyerek her gece daha da azıyor ve kapılara dayanıp insanları evlerinden çıkarıp çeşitli isteklerde bulunup vermeyenleri de darp etmeye devam ediyor. Fakat hiç kimse sesini çıkarmıyor fakat biri çıksa diye bekliyor sıranın kendisine de geleceğini göre göre. Bir taraftan da “Allah bizi kurtarsın diye dua, Allah belasını versin” diye beddua ediyorlar. Anlamadıkları bu. Allah sizi imtihandan geçiriyor. Bakalım bana küfredilince ne yapıyorsunuz diye. Fakat maalesef Allah’a küfredilmesine izin veren sesini çıkarmayan insanlar Allah’a dua ediyor. Sen Allah için ne yaptın ki Allah sizi korusun.

Şimdi durum dünyamızda aynen bu. Hatta daha kötü. Çünkü burada bu kabadayılar, aynı zamanda kendilerini jandarma olarak kabul ettirmişler. Yani şikâyet edeceğiniz makam da yok.

ABD ve İsrail çoluk çocuk demeden herkesi katlediyor, ülkeleri işgal ediyor. BM de veto yetkisiyle bir yaptırım da görmüyorlar. Fakat kendileri, 5-6 ülke koalisyon güçleri adı altında birleşerek ülkelere ve insanlara bombalar yağdırıyor, bir de kendilerini, kurtarıcı, demokrasi havarisi olarak gösteriyorlar. İşin daha da kötüsü bütün bunların planlayıcısı ve müsebbibi kendileri. Toplumları veya liderlerini kışkırtıp düşmanlıklar çatışmalar ve savaşlar oluşturuyor ve sonra kurtarmaya gidiyorlar. İstemedikleri kişiler iktidara gelirse darbeyle deviriyorlar. Afganistan’ı işgal böyle (düzmece 11 Eylül saldırısı), Saddam ve Irak böyle, Filistin böyle, Suriye böyle, Mısır böyle. Yıllardır Türkiye üzerinde de bunu yaptılar. Türkiye’de, kendilerinin emir kulu yöneticilerle ülkemizi yönettiler, PKK yı kurup Kürtleri, alevi kardeşlerimizi çeşitli tezgâhlarla düşman göstererek çatışmalar oluşturdular. Ülkeler sıra ne zaman kendilerine gelecek diye bekliyorlar veya teslim oluyorlar.

İşte burada bu kabadayılara ses çıkaran beklenen yiğit çıkıyor. Dünya 5 den büyüktür diyor. Yaptığınız adaletsiz, kana ve zalimliğe ortaksınız, derdiniz insanlar değil petrol diyor. Diğer ülkeler sessiz diye sayın cumhurbaşkanımız yanlış mı yapıyor?

Yalnız olan güçsüz müdür? Sayınız az diye güçsüz müsünüzdür? Gelin bunu da değerlendirelim.

Peygamber efendimiz tek kişiydi. Allah’a inanarak güvenerek ve dayanarak tebliğ vazifesine başladı. Giderek Müslümanlar artıyordu. Fakat hepsi fakir ve güçsüzdü. Kendilerine her türlü işkence yapıldı, şehit edildiler. Sapmadılar, şaşmadılar. Sonunda Allah hicreti emretti. Her şeylerini, ailelerini bırakıp göçtüler. Sayıları azdı güçsüz görünüyorlardı. Peki, Bedir’de ne oldu? Allah varsa Müslüman yalnız değildir diyerek savaştılar. Allah onları yalnız bırakmadı ve zafere ulaştılar. Eğer Allah’a ve peygamberin emrine uyarsanız güç ve zafer sizindir. Peki, Uhud’da ne oldu? Zafer bizim diyerek peygamber emrinden çıktılar ve bozguna uğradılar, kaçtılar. Demek ki Allah ve peygamber yolundan saparsanız kaybedersiniz. Dikkatinizi çekerim. İslamiyet hicretten 15 yıl gibi kısa bir sürede Anadolu’ya, İran’a, Kuzey Afrika’ya ulaştı ve yayıldı. Hz. Ömer Kudüs’ü fethetti.

Osmanlı beyliği en küçük beylikti. Ufacık Söğüt kasabasında 1299 da kurulan beylik 1326 da Rumeli’ye ulaştı ve sonrasında 3 kıtaya hükmetti. Dayanağı Allah ve O’nun rızasını kazanmak ve İslam’dan ayrılmamaktı.

Zamanımıza gelirsek, tam tersine 1,5 milyar Müslümana karşılık 8 milyonluk İsrail Mescid-i Aksa’yı işgal ediyor. Müslümanlar sessiz, Müslümanların yüreği sızlamıyor. Peygamber efendimizin miraca yükseldiği ilk kıblemiz, bizim namusumuzdur. Peygamber efendimizin ruhu hüzün içindedir.  Müslümanlar böyle sessiz kalıp bedduayla yetinirse Allah bizimle olabilir mi?

İşte yiğit, işte Erdoğan sadece Allah’a sığınarak, milletimizin iman gücüne güvenerek ve Allah varsa güçlüyüz diyerek haykırıyor. Asla yalnız ve güçsüz değildir. Çünkü Allah sevdikleriyle ve kendisini sevenlerle ve sığınanlarla birliktedir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı    07.11.2014

Yorum Yaz