ERDOĞAN, TÜRKİYE, İRAN, MEZHEP SAVAŞI VE İSLAMİYET

                Dikkat edersiniz uzunca bir başlık kullandım. Çünkü ülkemizin bütün çevresinde savaşlar, çatışmalar ve istikrarsızlıklar mevcuttur. Irak, Suriye, Yemen, Libya, Mısır, Tunus, şimdi Suudi Arabistan ve Arap ülkeleri bir kan gölünün içinde. Müslümanlar birbirini katlediyor. Diğer yanda Kafkaslarda Ermenistan Azerbaycan ile, Gürcistan etnik ayrılıklar sebebiyle Rusya ile Rusya Ukrayna ile savaş veya soğuk savaş halinde. Yunanistan istikrarsızlık ve ekonomik sorunlar sebebiyle iç çatışmalar içindedir

                Bölgede savaşsız çatışmasız istikrar içinde iki ülke Türkiye ve İran’dır. Fakat İran Irak, Suriye ve Yemen’de Şia Sünni çatışmasının körükleyicisi ve bölgede hâkimiyet çemberi kurma ideali içindedir. Önceleri İslam korkusu içinde gibi görüntü vermeye çalışan fakat asla bir çatışma içinde olmayıp, el altından işbirliği ve bölge içinde birlikte planlar yürüten ABD, İsrail İran’la birlikte ateşi körüklemekte ve her biri bu çatışmalardan menfaat oluşturma peşindedir. Fakat bütün bu planların içinde asıl amaç Türkiye’yi bu çatışmaların içine sokmak ve etnik taraf olma yanında mezhep savaşı içinde Sünni taraf olmasıdır. İran bizzat savaşmadan Türkiye’yi savaşa sokarak zayıflamasını ve Ortadoğuda en güçlü ülke hayali peşindedir. Aynı hayali İsrail de paylaşıyor. ABD bütün bu hesapların kumandasını elinde bulunduruyor.

Erdoğan liderliğindeki Türkiye, ABD, İsrail ve İran kirli planlarının kıskacında karşı koymaya ve karşı planlar yapmaya çalışırken, muhalefet iktidar hayalleri peşinde ABD ve Mossad komutasındaki paralel yapı ile işbirliği yaparak, bir yanda ülkede DHKPC vasıtasıyla alevi terörüne, diğer yanda PKK ile Kürt etnik çatışmasına çanak tutmaktadır. Tabii, İrancı diye suçladıkları Erdoğan’a karşı Suriye, Yemen de Türkiye’nin karşısında durarak bizzat kendileri İran tarafında bulunmaktadırlar. Gerçekte ise bütün bu ülkelerin ve muhalefetin ve paralel yapının tümünün kontrolü İsrail ve ABD kontrolündedir.

Türkiye bu hengâmede hem çatışma içine girmemek, hem insani vasıflarını kaybetmeden etnik ve mezhep çatışmalarına taraf olmadan mezhep savaşlarını önlemek istemektedir.

Aynı anda, bölgemizde enerji atılımları ve enerji hâkimiyet mücadelesi sürmektedir. Türkiye bu enerji hâkimiyet mücadelesinde tam merkezde bulunmakta ve bu konuda çevresindeki olaylarla bir çelişki içine girmeden en kârlı şekilde çıkmaya çalışmaktadır.

Bütün bunların yanında Türkiye hayati bir genel seçime doğru gitmektedir.

Türkiye Rusya’nın doğal gazının Avrupa’ya taşınmasında Putin’i yanına almış ve taşınımın adı Türk akımı olmuştur. Diğer yanda Azeri gazının Avrupa’ya taşınması için TANAP’ın temelleri atılmıştır. İran da TANAP’a katılmak istemektedir. Bu stratejik planlar içinde Kırım’ı kendi hâkimiyetine alan Rusya’ya Türkiye karşı çıkmaktadır.

Dikkat ederseniz ben bunları sayarken bile bunaldınız. Fakat maalesef Türkiye daha doğrusu Erdoğan bu mücadelede muhalefet tarafından dahi yalnız bırakılmış hatta daha doğrusu ihanete uğramıştır. Gerçekten Erdoğan bütün bunlara rağmen ne kadar büyük bir lider ne kadar zeki bir devlet adamı olduğunu bütün dünyanın gözüne sokarak göstermektedir. Bölge için ileri sürdüğü bütün önerileri başta ne kadar karşı çıksalar da bütün bu işin içindeki devletler tarafından kabul görmektedir.

ABD, Türkiye’nin Suriye muhalefetinin eğit donat formülünü kabul etmiş, İran’la nükleer anlaşma 5+1 ülkelerince Türkiye’nin önerileri doğrultusunda anlaşma ile sonuçlandırmış, Rusya enerji konusunda Türkiye ne derse onu yapar hale gelmiştir.

İşte tam bu safhada ortaya çıkan Yemen iç savaşı neticesinde Suudi Arabistan liderliğindeki Arap ülkeleri ve Pakistan Şia muhalefetine ve isyancılarına karşı savaş ilan etmiştir. İran, Arapların bu müdahalesine şiddetle karşı çıkmıştır. Olay, İran’ın Şia hâkimiyeti kurmasına karşılık Arap ülkelerince Şia Sünni savaşına doğru gitmektedir. Erdoğan bu konuda Araplara lojistik ve istihbarat desteğini sağlayacağını belirtirken, İran’ı ciddi bir şekilde uyarmıştır.

İran bir İslam değil mezhep (Şia) devletidir. Toprak bütünlüğü ve huzuru, halkının mezhep aidiyetine sadakatine bağlıdır. Bu mezhep sadakati kalktığı anda İran parçalanır. İran’ın en önemli toprakları Güney Azerbaycan’dır. İran nüfusunun % 45 i Azeri olmak üzere toplam Türk nüfusu %60 a yakındır. Mezhep aidiyeti ve sadakati kalktığı anda Türkler ayrılacak veya yönetimi ele geçirecektir. Ayrıca önemli oranda Kürt nüfus ta mevcuttur. Bu sebeple İran hep mezhep çatışmalarını kışkırtarak nüfus ve toprak bütünlüğünü koruyabilmektedir. Nitekim geçmiş dönemlerde İran’ı hep Türkler yönetmiştir. Bu sebeple İran Türkiye’yi ve Türkleri hep tehdit olarak görmüştür.

Bütün bu kargaşa içinde Erdoğan İran’a resmi ziyarette bulunmuş ve bizzat dünyanın gözü önünde İran’ı uyarmış, önemli olanın müslümanlık ve hatta insanlık olduğunu çok net ortaya koyarak mezhep savaşlarına karşı olduğunu belirtmiştir. Kapalı kapılar ardında muhtemelen İran’a ciddi ultimatom derecesinde ikazlar yapıldığını tahmin etmek zor değildir. Bütün bunlar yapılırken İran’la bir kısım anlaşmalar yapılarak İran’la bir çatışma içinde olunmadığı daha doğrusu bir mezhep çatışmasının tarafı olmadığını da kuvvetle açığa vurmuştur.

Maalesef muhalefet bu olaylar karşısında yapıcı hiçbir öneri sunmamış, aksine Esed’le aynı cephede yer almıştır. Yukarıda belirttiğim gibi bu duruş İran, ABD ve İsrail yanında olmaktır. Fakat maalesef Türkiye tarafında olmadıklarının hatta tam aksine Türkiye’ye karşı bir ihanet karşıtlığı içinde bulunduklarının göstergesidir.

Sonuç olarak iyi ki Erdoğan ve Davutoğlu var. Yoksa Türkiye ekonomik, siyasi bir kaos ve hatta savaş içinde olabilirdi.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı     09.04.2015

İzmir 1. Bölge Milletvekili A. Adayı

Yorum Yaz