KERBELA, MUHARREM AYI VE İSLAM ÜMMETİ

İslam âleminde ve ilahi dinlerde mukaddes aylardan biridir Muharrem ayı. Hatta ortak mukaddesatı olan tek aydır. Özellikle aşure günü diye de bilinen 10 Muharrem diğer ilahi dinlerde de oruçlu geçirilir. Öncelikle bir çok müjdeli olayın olduğu bu ayın İslam âlemi ve insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

İslam tarihinde maalesef peygamber efendimizin vefatı sonrası Hülafa-i Raşidin olarak adlandırılan, sahabenin ortak biatiyle belirlenen ilk 4 halifeden sadece Hz. Ebu Bekir eceliyle vefat etmiştir. Sonra halife olan Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali suikastlarla şehit edilmişlerdir. Bu fitne içinde, maalesef peygamber efendimizin ciğerpareleri, cennetin efendileri olarak adlandırdığı torunlarından Hz. Hüseyin efendimiz ailesi ve yanındaki 70 Müslümanla birlikte Kerbela’da işkencelerle şehit edilmiştir. Bu acı ve ben Müslümanım diyen herkesin yüreğini dağlayan bu olay 10 Muharrem günü olmuştur. Güzel kurtuluşların ve müjdeli olayların olduğu bu gün, Müslümanların aynı zamanda acı, ıstırap ve yas günü olmuştur.

Özellikle içinde bulunduğumuz bu ayda bu fitne, fesat ve kan İslam dünyasında devam etmektedir. Maalesef bu durum haram aylar olan Recep, Şaban ve Ramazan ayında ve diğer aylarda da yıllardır sürmektedir.

Bu mukaddes ayda, bütün İslam âlemi olarak, Hz. Muhammed ümmeti olarak alnımızı secdeye koyarak Allah’ın huzurunda kendimizi hesaba çekmeliyiz. Peygamber efendimizin ruhunun büyük bir hüzün duyduğunu ve O’nu hüzne boğanın bizler olduğumuzu kendimize itiraf etmeliyiz.

Mezheplere ancak ibadet ederken uyulması gereken kurallar için ihtiyaç duyulabilir. Mezhepler bölünmek için ve hele birbirini öldürmek için gerekçe olamaz. Allah Kur’an’ı Kerimde Nisa suresi 48. Ayeti kerimesinde “Allah kendisini ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında dilediği kişilerin diğer günahlarını affeder” demektedir. Yani Allah’a şirk koşmayan, dolayısıyla Kur’an’ı ve Hz. Peygamberi ret etmeyen her insan Allah’ın emirlerine uymadığı, yasaklarından sakınmadığı durumda günahkâr bir Müslümandır. Allah’ın rahmet ve merhametine muhtaçtır.

Zamanımızda Müslüman Müslümanı katlederek Allah’ın rızasını kazandığına ve öldüğünde de şehit olduğuna inanmaktadır. Ayrıca İslam düşmanlarına uşaklık ettiğinin de farkında değildir. Kerbela’da şehit edilen Hz. Hüseyin efendimiz için yüreği sızlamayan imanını sorgulamalıdır.

Hz. Ali’yi, ehli beyti sevmeyen Müslüman olabilir mi?

Aynı zamanda, kendilerini alevi ve Hz. Ali’yi sevenler olarak tanımlayan kardeşlerimiz, Hz. Hüseyin’in Hz. Ali’nin nasıl bir Müslüman olduğunu biliyorlar mı ve İslamiyet’i Hz. Ali ve Hz. Hüseyin gibi mi yaşamaktadırlar bunu sorgulamalıdırlar.

Hz. Ali, ilmin ta kendisi, velilerin atası veliyullahtır. Namaz kıldırırken şehit edilmiştir. O’nun gibi yaşamayan, inanmayan, namaz kılmayan Hz. Ali’yi seven biri olabilir mi?

                Hacı Bektaşi Veli adı üzerinde hacıdır. Namazında niyazında, sarhoşluktan uzak duran bir velidir. Fakat bugün Bektaşiler sarhoş fıkralarında anılıyorlar. Yazık ve günah değil mi?

Bizler Allah’ın emrettiği ve peygamber efendimizin gösterdiği gibi inanıp yaşamadıkça, kime hizmet ettiğimizi ve kimi üzüp kimi sevindirdiğimizi hesaba çekmedikçe bu fitne ve fesat ve kan sürecektir. Allah Kur’an’ı Kerimde ve peygamber efendimiz hadisi şeriflerinde Müslümanlar bölünmeyiniz bölünürseniz helak olursunuz demesine rağmen maalesef biz paramparçayız.

Şunu bir Müslüman olarak çok iyi idrak etmeli ve kabul etmeliyiz. Kabre girdiğimizde Allah’ın huzurunda hesaba çekildiğimizde bize milletimiz, kavmimiz ve ırkımızla ilgili sorulmayacaktır. İmanımız ve İslam ve Allah için ne yaptığımız sorgulanacaktır.

Bir Müslüman olarak, İslam’ı seçen bir başka kişi hangi ırka ve kavme mensup olursa olsun bizim kardeşimizdir. Düşmanımız olamaz. Eğer kendi ırkımızdan ve hatta ailemizden biri İslam dışına çıktığında da bize İslamiyet’i seçen bir başka kişiye göre uzaktır, kardeşlikten çıkmıştır. Yani Müslüman olan bir Rum, Ermeni, İngiliz ve diğerleri bir anda bizim kardeşimiz olurken İslam dışına çıkan kim olursa olsun kardeşliğimizden çıkar. Kâmil iman ve mümin budur.

Özellikle böyle bir imana sahip bir kişi artık ben Müslümanım diyen bir başka kişiyi öldüremez. Katil olur. Yine artık yüreği, Müslümanım diyen kardeşleri ile birlikte atar, onlarla sevinir, onlarla üzülür. Onlar için her türlü fedakârlıktan sakınmaz. Eğer böyle inanmıyor ve yaşamıyorsa peygamber efendimizin dediği gibi kâmil mümin olamaz.

Yine bir mümin, başka bir dine veya inanışa sahip kişiye de kendisine düşmanlık göstermedikçe düşmanlık gösteremez (Nisa suresi 90. ayet). Kâmil mümin herkese karşı sevgi ve şefkatin kaynağıdır.

İşte Yezid, bu imana sahip olmadığı için şeytanlaşmıştır. İşte, bu sebeple zamanımızda İslam âlemi birbirlerini katletmektedirler. Bu sebeple ülkemizde fitne var. Bu sebeple birleşip güçlenmek yerine bölünmek isteyenler var. İşte, bu sebeple ülkemizde kendisini üstün görenler ve diğerlerini kucaklayamayanlar var.

Güçlü olmak, birliği ve kardeşliği gerektirir. Bu sebeple çözüm ve kardeşlik süreci çok önemlidir ve vazgeçilmezdir. Çünkü, dökülen her damla kan düşmanlıkları körükler, sevgiyi ve kardeşliği yok eder. Bizler bu uğurda mücadele ederken hainler çıkacaktır. Fakat bizler yılmadan Allah O’nu sevenler ve inananlarla beraberdir diyerek mücadelemize devam edersek zafer bizim olacaktır.

Unutmayalım inanana ümitsizlik yoktur. Çünkü Allah inananlarla beraberdir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı   31.10.2014

Yorum Yaz