OSMANLICA, OSMANLI’DAN KİM KORKMALI KİM GURURLANMALI
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 6 Aralık 2014
Son Milli Eğitim Şurasında Osmanlıcanın zorunlu ders olarak okutulması kararı verilmesi üzerine yine sevinen bizlerin yanında, veryansın edenlerin karşı çıkış tartışmaları gündeme düştü. Ne garip değil mi? Size özünüzü kökünüzü öğretmek ve unutturmamak isteyenlerle mücadele edenler yine sizin içinizden. Sömürgeci emperyalist zihniyette bir ülkeye yerleşen yabancı güçler, toplumu kökünden koparmak isterler. Buna karşı vatanını ve milletini sevenler kurtuluş mücadelesi verir. Düşünün içimizde birileri kendi özüne o kadar yabancılaşmış ya da yabancılaştırılmış ki, toplumu kökünden koparmak istiyorlar. Yani emperyalist sömürgeciye ihtiyaç yok. Bunlar içimize yerleştirilmiş işbirlikçiler.
Bir milleti ağaca benzetirsek, o ağaç ne kadar kalın gövdeli ve yükseklere erişmişse o kadar eskidir. Asırlık çınar denir hani. Bu misal üzerine düşünürsek, Türk Milleti tarihin en eski milleti olarak ulular ulusu bir çınardır. Fakat bir milletin canlı kalması, gelişmesi ve büyümesi için bir ağaç gibi onu canlı ve güçlü kılan organlara ihtiyacı vardır.
Bir ağaç, kökü, gövdesi, dalları ve yaprakları ile yaşar. Köküyle suyu ve topraktaki gerekli maddeleri alır, bunu gövdesindeki kılcallarla yapraklara iletir ve yapraklarda yapılan fotosentezle oluşturulan glikozla ağaç enerjisini sağlar, büyür ve gelişir.
Şimdi buna göre, milletin kökü soyu, sopudur. Bu özelliklerine göre özelliklerini ortaya koyar ve ağacın toprağa sıkı sıkıya bağlanması gibi dünyada sıkı bir bağ kurar ve tarih boyu yaşar. Soyu sopu olmayan topluluklar millet değil ancak aşiretler ve kabilelerdir.
Yine ağaç örneğinden gidersek gövdedeki odunsu yapı o ağacın gücünü, kalınlığını ve yüksekliğini dayanıklılığını ve yaşını belirler. Fakat bunu oluşturmak için kılcal kanallara ihtiyaç duyar ki beslenebilmesi gelişmesini sağlasın. Tabii yine ağacın kabuğu, o ağacı dış etkenlere karşı korurken aynı zamanda (çiçeği yaprağı olmayan bir fidan bile) ağacın kabuğu ile ne ağacı olduğunu tanımamızı sağlar.
Buna göre milletin gövdesi dinidir, manevi ve milli değerleridir. Bu gövdeyi güçlü kılacak kılcal damarlar ise o milletin tarihi ve dilidir. Kültürü ve folkloru yani yaşayış biçimi de kabuğudur. Yaşayış biçimi o milleti tanımlamamızı sağlarken aynı zamanda birliği sağlayarak dış etkilere karşı korur.
Türk milletinin kökü tarihle birdir. Tarihten aldığı gücü gövdeye ve yapraklara ulaştıramazsa kök işe yaramaz. Yani ağacı gövdesinden keserseniz kök işe yaramaz ve ağaç yok olur. Gövde, odunsu yapı ve kılcalları ile güçlenir ve ağacı asırlar boyu yaşatır dik ve güçlü tutar. İşte odunsu yapı dediğimiz güç, dinimiz ve manevi değerlerimizdir. Bunu yok ederseniz ağaç cılız kalır ve en ufak rüzgârda bile kolayca kırılır. Milli ve manevi değerlerimize yani dinimize vurulan her darbe gövdeye inen balta gibidir.
Kılcal kanallar, tarihimizdeki yönetim kabiliyetimiz yani devlet kurma ve daima hükümran olma özelliğimizle dilimizdir. Dilimiz bizim bütün yazılı ve sözlü belgesellerimizdir ve geçmişimizi geleceğimize taşıyacak araçtır. Dili yok ederseniz geçmişi geleceğe taşıyamazsınız. Yani kökten alınan gıdayı yapraklara yani yukarılara ve fertlere ulaştıramazsınız. Gıdayı ulaştıramadığınız yaprak gövdeden kopar ve rüzgâr nereye götürüyorsa oraya düşer. Yani bireyleriniz artık sizden olmazlar bağları kopmuştur, belli olmayan bir yere düşer ve ayaklar altında ezilir ya da çürür gider. Neticede millet ezilir, çürür ve yok olur.
Yine yaşayış biçiminiz yani folklorunuz ve kültürünüz sizi korur ve sizin siz olduğunuzu herkese belirtir. Bir zeybek, bir halay, horon, ata barı vb. oyunlar o yöre insanını tanımlarken düğünlerinizde bunlarla eğlenebilirseniz birlik olduğunuzu yani bir olduğunuzu anlarsınız. Mesela “delilo ile lorke” ile Ankara’nın bağları vb. oyunlar Türkiye’nin düğünlerinin ortak eğlenme ve birleşme noktası ise bütün insanımız bir de (1) birleşmiş bir olmuştur. Taziyelerde aynı şekilde üzülüyor ve birbirinize destek oluyorsunuz yine birsiniz demektir. Bozlaklarla uzun havalarla duygulanıyorsanız biriz demektir.
Şimdi bu temelde düşünürsek cumhuriyet tarihimizle beraber yapılan uygulamaları değerlendirirsek amacın ne olduğunu rahatlıkla anlarız.
Dinimize yapılan darbelerle çınar kesilmeye ve yıkılmaya çalışılmıştır. Yine dilimize yapılan müdahalelerle (alfabe değişimi, uydurukça kelimeler) tarihimizi geleceğimize yani bireylerimize ulaştırmamız engellenmiş, gövde besinsiz bırakılmaya ve ağaç kurutulmaya, yani yine millet yok edilmeye çalışılmıştır. Yine kültürümüz ve folklarımızdaki yozlaşma ile yani artık eğlenmelerimizde halk oyunları ve türkülerimiz ve Türk Sanat müziği yerine yabancının valsı ile cenaze törenlerinde Fatiha yerine saygı duruşu vb. değişimlerle millet değiştirilmeye gayret edilmiştir. Kendini koruyamaz hale getirilmiş, yabancı hayranlığı meydana getirilerek yine millet yok edilmeye çalışılmıştır.
Peki, bütün bunlar tersine döndürülür yani öze dönülürse ne olur?
Osmanlı’nın güç ve ihtişamı tekrar canlanır, millet ayağa kalkar. Osmanlı Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasların ve Türk dünyasının birleşme noktasıdır. Osmanlı bütün bu bölge insanlarını içinde barındıran bir güçlü imparatorluk olarak, dini kimliğini de önde tutarak (yani gövdeyi sağlam tutarak) bir dil (imparatorluk dili) Osmanlıcayı oluşturmuştur. Osmanlı bünyesindeki insanlar bu dille anlaşabilmiş, yazışmış, bütün resmi belgelerini (tapu, mahkeme kararları, edebiyat ürünleri vb.) yazmış ve günümüze ulaştırmıştır.
Dilini korumak bir ülkeyi geri bırakmaz. Nitekim Japonlar, Çinliler, Ruslar, Koreliler hatta Yunanlılar vb. birçok ülke alfabelerini değiştirmeden yaşamış ve gelişmişlerdir. Bin yıl önceki her türlü belgelerini okuyup anlayabilmektedirler.
Osmanlıca gençlerimiz tarafından öğrenildiğinde, ayrıca yapılan diğer tahrip edici darbeler ortadan kaldırıldıkça (din dersi ilkokul 1,2,3 de verilince vb.) milletimizin kendine güveni gelecek ve Osmanlı ruhu canlanacaktır.
Şimdi başlıktaki soruya gelirsek, Osmanlı canlanır ve Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Türk dünyasında bir güven verici güç olarak ortaya çıkarsa bundan kim korkmalıdır ve kim gurur duymalıdır? Korkanlar kimden taraftır? İşte bu sorunun cevabını herkes düşünmeli ve buna göre tartışmalıdır.
Artık Osmanlı için adımlar güçlü şekilde atılmaktadır. Bu geriye gitmek değil geçmişe dayanarak geleceğe güçlü şekilde uzanmak ve tarih boyunca yaşamaktır.
Hayırlı, uğurlu ve kutlu olsun. Uz. Dr. Cengiz Sandıklı 06.12.2014


