PARTİLERİMİZ VE LİDERLER
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 3 Haziran 2014
PARTİLERİMİZ VE LİDERLER
Bizde siyasi partiler ve siyasiler hep aşağılanmış, memleketi satan güvenilmez insanlar olarak lanse edilmişlerdir. İşin garibi bu tür yazılar yazan çoğu gazeteci daha sonra siyasete atılmıştır. Gerçekte ise siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez yapı taşlarıdır ve ülkeye hizmet araçlarıdır. İktidar icraatlarını gerçekleştirmeye çalışırken, muhalefet ben daha iyisini yaparım diyerek projeler geliştirmeli ve iktidarın yanlışlarını ve hatta kasti yaptığı suç unsuru taşıyan yaptırımları ortaya koyarak demokrasinin yara almasını önlemeye çalışmalıdır. Anlaşıldığı üzere siyasi partiler hem icraat ve hem de kontrol mekanizmaları için şarttır. Gayet tabii olarak siyasi partiler vasıtasıyla oluşan parlamento demokrasinin hem kalbi hem beynidir ve her türlü kurum ve gücün üstündedir. Çünkü bizzat millet iradesini temsil etmektedir.
Şimdi bu temel esaslar üzerinden cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ülkemizdeki başrol oynayan 3 siyasi partiyi (Ak Parti, CHP ve MHP) ve liderlerini kuruluş tarihlerine göre değerlendirelim
1- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
Cumhuriyet Halk Partisi Cumhuriyetimizin ilk partisidir. Bizzat Atatürk tarafından kurulmuş ve devletin yeni yapılanmasında hatalarıyla sevaplarıyla çok önemli ve ciddi dönemlerinde iktidarda olmuştur. 1946 seçimlerine kadar maalesef demokrasinin olmadığı tek partili dönemde adında halk olmasına rağmen asla hiçbir zaman halkla bütünleşememiştir. Bunda, devletin yeniden yapılanmasında tepeden yönlendirmeler gerektiği, halkın cahil olduğu, bilemeyeceği ve doğruları elitlerin yapması ve halkın bunu kabul etmesi gerektiği ön kabulü önemlidir. Halka bırakılırsa medenileşmek ve batılılaşmak mümkün değildi. CHP bu temel görüş üzerinde icraatlarını sürdürdü. İlk kuruluşunda mensuplarının önemli kısmı bu görüşte olmamasına rağmen hemen cumhuriyetle birlikte bu görüştekiler muhalefette kalmış, dışlanmış ve hatta ülkeden kovulmuşlardır.
CHP kuruluşunda bir lider partisidir ve lideri hiçbir fikri tartışılamayacak olan ve hala tartışılamayan ve eleştirilemeyen Atatürk’tü. Partiyi taşıyan ve bütün icraatlarının babası Atatürk’tü.
Daha sonra genel başkanı olan İsmet İnönü yine CHP yi lider partisi olarak elinde tutmuştur. Fakat gerçekte bu liderliğinin ardında yine Atatürk’ün yakın silah arkadaşı tanımlaması vardır ve İnönü bu ağırlığı ve ezikliği hep hissetmiştir. Partinin tek liderinin kendisi olduğunu Atatürk’ün öldüğünü artık olmadığını ispat için kendisini milli şef ilan etmiş ve paraların üzerinden Atatürk’ün resmini kaldırarak kendi resmini koymuştur. Sonuçta İnönü ne derse Atatürk’le çatışmaz fikrini mensuplarına yerleştirmiştir. Bu sayede CHP lider partisi olarak devam etmiş ve partiyi İnönü taşımıştır.
İnönü sonrası Bülent Ecevit, İnönü ile olmadığını ve İnönü’nün millete yabancı kaldığını görerek ve iddia ederek umudumuz Ecevit sloganıyla İnönü’yü devirerek 30 Haziran 1972 de CHP ne genel başkan olmuştur. Bu, çok önemli bir gelişmedir ve artık cumhuriyet kurucularının iktidardan uzaklaştırılması yine CHP içinde gerçekleştirilmiştir. Ecevit döneminde de parti lider partisi olmuş ve partiyi Ecevit taşımıştır.
12 Eylül 1980 darbesiyle siyasi partiler kapatılmış ve şimdilerde esamesi okunmayan siyasi partiler kurulmuştur. Daha sonra kapatılan siyasi partilerin tekrar açılması TBMM de kabul edilince 9 Eylül 1992 de CHP tekrar kurulmuştur. Bu tarihle birlikte Deniz Baykal genel başkan olmuştur. 18 Şubat 1995 de SHP, CHP ye katılmış ve genel başkan Hikmet Çetin olmuştur.
9 Eylül 1995 deki kurultayda Deniz Baykal tekrar genel başkan seçilmiş ve DYP CHP hükümetinde başbakan yardımcısı ve dış işleri bakanı olmuş ve seçime gidilmiştir. 24 Aralık 1995 seçimlerinde CHP kıl payı farkla (%10,71 oranla) 49 milletvekili ile meclise girebilmiş 18 Nisan 1999 seçimlerinde ise %8,71 oyla meclis dışında kalmış ve Deniz Baykal istifa etmiş ve yerine 22 Mayıs 1999 da Altan Öymen genel başkan olmuştur.30 Eylül 2000 de Deniz Baykal tekrar genel başkan olmuştur.
3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP %19,39 oranla Ak Partiyle meclise giren parti olmuş, DSP meclis dışı kalmıştır. Bu tarihten sonra solda kitle partisi olarak CHP tek kalmıştır. Diğerleri önemsiz oy oranlarında kalmıştır.
22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde CHP %20,88 oy kazanarak, 99 milletvekili ile meclise girebilmiştir.
Deniz Baykal’ın Nesrin Baytok’la kasetleri yayınlanmasının ardından 10 Mayıs 2010 da genel başkanlıktan istifa etmesiyle 22 Mayıs 2010 da Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan seçilmiştir.
CHP nin 1992 de ikinci kuruluşundan sonra her ne kadar Deniz Baykal’ın 15 yıl 8 ay genel başkanlık dönemi sanki bir lider partisi olduğu görünümü verse de, şu tarihe kadar sadece başka güçlü aday çıkmadığı için genel başkanlar seçilmiş fakat Deniz Baykal da dahil hiçbir genel başkan partiye bir şey katamamış, liderin partiyi taşımasından ziyade CHP adı partiyi ve lideri taşımıştır. Bu, partinin heyecanını kaybettirmiş, sadece Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı CHP etrafında toplanmaya sebep olmuştur. Bu durum ise, milletin CHP den bir şey beklemediğini kabul ettiği gibi CHP liler de bunu kabul etmiş ve hiçbir proje üretmeden Ak Partiye sert muhalefet (meclis içi sözlü ve sokak muhalefeti ile) yaptıkları sürece kendilerine yeteceği hesabı üzerinde yürümelerine sebep olmuştur. Böyle olunca, daha başta Ak Partinin gerisine ve O’nu takip eder duruma düşmüş gündem belirleyen değil gündemin gerisindeki bir konumda hep ezik kalmıştır. Lider gücü de olmayınca Ak Parti alternatifsiz kalmıştır. CHP kendilerinin oluşturdukları bu alternatifsizliği sivil dikta gibi yansıtmaya çalışmış fakat millete bunu kabul ettirememiştir. 17 ve 25 Aralık 2013 sürecine rağmen millete güven veren bir liderinin ve kadrosunun olmamasının güçsüzlüğünü yaşamış ve 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde başarısız olmuştur. Görülen odur ki halen CHP yi sırtlayacak bir güçlü lider ve kadrosu da yoktur.
CHP kimlik kaybına uğramıştır. Kendisi halka yakın aday çıkaramayan, MHP ve Ak Partili adayları ortaya süren, ne fikri, ne zikri ne de projesi olmayan ve millete sen kimsin dendiğinde cevap ve güven veremeyen bir parti olmuştur.
MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ (MHP)
MHP 1969 yılında Alpaslan Türkeş tarafından kurulan, dokuz ışık doktrinini ideoloji edinen, şu andaki mevcut siyasiler içindeki birçok insanın gençliğinde taraftarı olduğu, mücadeleye dayanan ve gençliğin ana güç olduğu, geçmişte (Türkeş zamanında) Türk İslam sentezi ülküsüne sahip bugünse İslam hassasiyeti zayıflamış, daha çok Türkçülük fikriyatında olan, mevcut ikinci eski partimizdir.
MHP li ve ülkücü gençlik, geçmiş dönemlerde 1970 li yıllarda (benimde içinde olduğum) çok okuyan, sorumluluk duygusu çok yüksek, ibadetinde ve mukaddesatında Türklük bilinci yüksek, vatansever, vatanı ve milleti için seve seve ölüme giden kahraman bir gençlikti. Bugünkü devlet ve bilim kadrolarının büyük çoğunluğunu bu gençlik oluşturmuştur.
Yine Türkeş zamanında Kürtlerle kopmayan onlarla kucaklaşan hatta Kürtler ve Türkler birdir diyen bir görüş vardı ve MHP, Doğu ve Güneydoğuda Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde dahi, güçlü teşkilatı olan bir partiydi. Rahmetli Türkeş’in “gönül seferberliği” diye tanımladığı kucaklaşma çok önemliydi. Bu kucaklaşmada, dini hassasiyeti yüksek Kürtlerin, Türk İslam sentezini ideal edinmiş Türklerle dini hassasiyette buluşmaları ve aynı kıbleye durmaları ve başlarını beraber secdeye koymaları çok önem arz etmekte idi. Bu sebeple bizim de içinde bulunduğumuz ülkücü gençlik arasında Kürt olan çok sayıda gençler vardı. Ötekileştirme yoktu. Düşmanlık asla yoktu. Bu sebeple Sol ve sosyalist yapılanma Kürtler arasında güçlü bir yer bulamamışlardı.
12 Eylül 1980 darbesiyle MHP ve ülkücü gençlik çok büyük darbe yemiş ve çok sayıda ülkücü genç idam edilmiştir. Bu dönemden itibaren MHP ve ülkücü gençlik üzerinde büyük oyunlar oynanmıştır.
Dini hassasiyet gençlik üzerinde giderek zayıflamaya başlamıştır. Bu sebeple ülkücü gençliğin uğruna can verecek kadar sevdiği lideri Muhsin Yazıcıoğlu 7 Temmuz 1992 de o zamanki MÇP den ayrılmıştır. 24 Ocak 1993 de MÇP, MHP ismini almıştır ve 29 Ocak 1993 de Muhsin Yazıcıoğlu BBP yi kurmuştur. Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu ayrılığı MHP nin ve ülkücü gençliğin ideoloji sapmasının en önemli göstergesidir.
Alpaslan Türkeş’in 4 Nisan 1997 de vefatı sonrası 6 Temmuz 1997 de MHP genel başkanlığına Devlet Bahçeli seçilmiştir. Bu tarihten itibaren MHP de Türkeş’e yakın herkes uzaklaştırılmış ve adından başka Alpaslan Türkeş’in hiçbir iz ve ideolojisi kalmamıştır. Artık ülkücü gençliğin büyük çoğunluğu okumayan, köksüz kuru bir Türkçülük sloganlarıyla hareket eder olmuştur. Gençlik, okuyan değil bir slogan gençliği haline dönüşmüştür. Bu durum, Devlet Bahçeli’nin partide sorgulanmadan kesin hâkimiyetini sağlamıştır. Böyle bir gençlik çok kolay yönlendirilebiliyor, doğru yanlış sorgulamıyordu. Artık, MHP bir lider partisi olarak Devlet Bahçeli’nin partisiydi fakat ideolojisi artık yoktu. Gençlik ne dokuz ışığı biliyor ve ne de Türk İslam sentezinden bahsediyordu. İşte bu günkü MHP budur. Böyle bir MHP Kürtlerle kopmuş, Güneydoğuda ve Doğuda yok olmuştur ve ne yazık ki bu hiçbir şekilde sorgulanmamıştır. Milliyetçiliğin içi boşalmış, mukaddesat kaybolmuş ulusalcılık olmuştur. MHP nin anlayışı, bir numaralı ülkücü düşmanı olan Doğu Perinçek’in İşçi Partisi ile aynı olmuştur. Kuruluşundan bu yana can düşmanı derecesinde mücadele ettiği CHP ile kan kardeş olmuştur ve ölen (şehit olan) binlerce ülkücü gençliğin kanının üzerine basarak gezinen hiç rahatsız olmayan bir gençlik ortaya çıkmıştır.
MHP birleştiren değil, katı Türkçü ötekileştirici çizgiyle Kürtlerle bölünmenin sebepleri arasına girmiştir. PKK ve BDP, MHP zihniyetini bahane ederek sizi öldürecek yok edecekler diyerek Kürt gençliğini dağa çekebilmiş ve güçlenerek ülkeyi bölme aşamasına gelmiştir.
Artık milletimizin yüzde kaçı MHP lidir kavramı önemli değildir. Önemli olan, milletimizin yüzde kaçı Ak Partili ve ne kadarı diğer partili olduğudur. Yani artık tanımlayıcı olan bir Ak Parti ve diğer farksız partiler vardır.
ADALET VE KALKINMA PARTİSİ (AK PARTİ)
16 Ocak 1998 de Refah Partisinin Anayasa Mahkemesince kapatılmasından sonra Fazilet partisi kurulmuş genel başkanlık için yenilikçi kanat olarak adlandırılan gurup adına Abdullah Gül yarışa girmiş fakat seçilemeyince yenilikçi kanat Fazilet partisinden ayrılmıştır. Ardından da Fazilet Partisi kapatılmıştır. Yenilikçi gurup, eski siyasi kadrolarla millet içinde etkin olunamayacağını düşünerek yeni parti çalışmalarına başlamış, Recep Tayyip Erdoğan’ın cezaevinden çıkışıyla 14 Ağustos 2001 de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Ak Parti kurulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan, milli görüş gömleğini çıkardıklarını deklare edince toplum içinde büyük bir güç elde etmeye başlamıştır. Rahmetli Erbakan’ın yanında yetişen bu ekip, Erbakan’ın yanlışlarını çok iyi etüt etmiş ve yanlışlardan uzak durarak sert bir İslam çizgisinden kucaklayıcı, dini hassasiyetleri öne alan muhafazakâr demokrat bir çizgiye oturmuştur. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde güçlü öngörüleri olan çalışkan bir hizmet adamı olması, icraatlarında dini uygulamalardan kaçınması, mükemmel hitabeti ve karizması ve Erbakan’ın sert tutumundan uzak durarak kucaklayıcı çizgiyi benimsemesi daha başlangıçta Ak Partiyi milletin gözünde hizmet edebilecek, kucaklayıcı, samimi, güçlü ve değerlerine sıkı bağlı ve bu değerlerini hayatında bizzat yaşayan bir lider ve parti konumuna kendiliğinden yerleştirmiştir. Bu sayede, tarihimizde hiç görülmemiş bir şekilde kuruluşundan 1 yıl sonra, daha ilk seçimde tek başına millet Ak partiyi iktidara taşımıştır.
Ak Parti iktidara geldiği ilk andan itibaren rejim güçleri uzaklaştırmak için büyük mücadele vermiştir. Bütün bu mücadeleler boyunca Erdoğan hiç eğilmemiş, dik durmuş ve milletin değerlerini hiç tartıştırmamış ve sahip çıkmıştır. Çok ince ve tutarlı bir strateji ile, milletin gücünü rejime hissettirerek her mücadeleden galip çıkmıştır. Girdiği her seçimde oylarını giderek arttıran tarihimizdeki tek parti olmuştur.
Söylediği bütün sözleri tutarak belirlediği bütün plan ve projeleri başarı ile gerçekleştirmesi, ülkemizin hayal dahi edilemeyecek seviyelere ulaşması, milletimizin gözünde ve gönlünde olduğu kadar dış dünyada da hayranlık uyandırmıştır.
Erdoğan sadece ülkemizde İslam üzerine yapılan baskılarla değil dünyada da İslam üzerine yapılan baskılarla da mücadele etmiştir. Bütün bu mücadele sırasında kendisinin de bizzat yaşadığı ve hissettiği inancını, hep cesaretle dile getirmiş, yılmamış ve bu sayede milletin güvenini kazanmıştır. Hep samimi olmuştur ve samimiyetine, yapacağına dair gücüne insanımızı gönülden inandırmıştır.
Erdoğan’ın ideolojisi, Türk milleti liderliğinde hiçbir etnik unsuru ötekileştirmeden bütün Türk ve İslam âlemini birleştirmektir. Yapıştırıcı etki, İslam’ın sevgi gücü olmuştur. Buna inanan Erdoğan, dünyanın gözü önünde Şimon Peres’e katilsiniz, one minute diyerek bir anda bütün İslam toplumlarının doğal güçlü bir lideri haline gelmiş ve bu liderlik gücü milletimizin hafızasını canlandırmış ve Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla Osmanlı ihtişamını hissettirmiş ve milletimizin kendi gücüne güvenmesini ve inanmasını sağlamıştır. Bu ateş, Türk ve İslam âleminde de yanınca emperyalist batılı güçlerde korku uyandırmış ve Erdoğan’ın artık yıkılması gerektiği konusunda birleştirmiş ve bunun için planlar yapmaya başlamışlardır.
İçerde de muhalefet, demokrasi içinde sandıkta seçimle Ak Partiyi iktidardan uzaklaştıramayacağını anlayınca, dış güçlerin doğal müttefiki haline gelmiştir. Bu süreç içinde Gezi olayları gibi şiddete dayalı sokak olayları haricinde, 17 ve 25 Aralık süreci (paralel darbe girişimi) uygulamaya konulmuş, bunun için iç ve dış basın yalanlara ve hukuksuz hazırlanmış montaj kasetlere dayanarak şiddetli yayınlar yapmış, yakıp yıkma öldürme olaylarını bile savunur hale gelmiş, hiç yan yana gelemez denen güçler (iç ve dış, siyasi ve terörist ayırımı olmadan) bir araya gelmiştir. Bütün bu ittifaklara rağmen 30 Mart yerel seçimlerinde Ak Parti yine tartışmasız zaferle çıkmıştır. 30 Mart yerel seçim sonuçları, oluşan ittifak güçlerinin Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasının kesin olduğu korkusuyla hareket etmesine ve daha güçlü şekilde bir araya gelmeleri gerektiği inancıyla kenetlenmelerine sebep olmuştur. Cumhurbaşkanı aday tarifleri yapmaya ve çatı aday belirlemek için çalışmaya başlamışlardır. 1 Haziran yenileme seçimlerinde, bu ittifak içinde MHP, Yalova’da CHP ye, Ağrı’da BDP ye oy vermiştir. Yalova’da CHP nin kazanması ile çatı aday uygulamasının başarılı olabileceği düşüncesini kuvvetlendirmiştir.
Artık muhalefetin bütün işi, ülke ne durumda olursa olsun umursamadan Recep Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapmamak olmuştur. Bu, Erdoğan’ı daha güçlü hale getirmektedir. Birinci olarak, 7 düvele meydan okuyan galip gelen bir dev ve ikincisi ise herkesin bir araya gelerek bir kişinin üzerine çullanması görüntüsü ve mağdur imajı ile Erdoğan’ın gücüne güç katmaktadır. Erdoğan, yaptığı bütün mücadelelerde bu imaj sayesinde milletin teveccühünü kazanmış ve galip gelmiştir.
Sonuç olarak, Ak parti bir lider partisi olduğu kadar milletin milli ve manevi değerlerini hem yaşayan ve hem de canı pahasına savunan bir parti olarak aynı zamanda milletin partisidir. Milletin değerlerini samimiyetle yaşayan ve hayatı pahasına savunan bir başka parti ortaya çıkmadıkça bu, millet partisi olma özelliği devam edecek ve Ak Parti hep galip gelecektir. Ayrıca milletin aklında ve hafızasında Osmanlı güç ve kudretini de uyandırması Ak Partinin gücünü arttırmaktadır. Kısaca Ak Parti bir lider partisi olmasının yanında ülkemizde milletin partisi olma özelliğini taşıyan tek partidir.
Artık, milletimizin yüzde kaçı hangi partiden sözünün önemi kalmamıştır. Esas olan Ak Parti oyları yüzde kaç, diğerlerinin toplamı (yani artık diğerleri diye bir parti vardır) yüzde kaç değerlendirmesidir. Yani belirgin olan Ak Parti, diğerleri ise adı üzerinde diğerleridir. Adlarının önemi yoktur.
02.06.2014 DR.CENGİZ SANDIKLI


