28 ŞUBAT, DARBELER VE BENİM BİLGE MİLLETİM
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 28 Şubat 2015
Maalesef Osmanlı’nın zayıflama döneminden itibaren tarihimizde, çeşitli serseri grupların ülke içi ve dış destekli, önceleri isyan olarak adlandıran halka dayandırılan fakat altta başka güçlerin olduğu hareketlerle, padişahlar tahttan indirilip tahta oturtulmuş, padişahlar katledilmiştir.
1876 yılında, aynı 1960 darbesi gibi medrese öğrencilerinin yürüyüşleri sonucu Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş, yerine V. Murat tahta geçirilmiş ve Mithat Paşa dönemi başlamıştı. Sultan V. Murat ve Mithat Paşa masondu. Özellikle Mithat Paşa en üst derece olan 33. Derece masondu. V. Murat Sultan Abdülaziz ve serasker Hüseyin Avni Paşa’nın katledilmesi ile bunalıma girmiş ve darbeciler yerine meşrutiyet ilan etmesi şartıyla Sultan II. Abdülhamit Han’ı tahta çıkarmıştır.
Büyük hakan Sultan Abdülhamit Osmanlı yönetimi ve Ortadoğu üzerindeki petrol oyunlarını fark ederek darbecileri tasfiye etmiş ve bu faaliyetleri önlemek için Yıldız istihbarat teşkilatını kurmuş ve 33 yıl toprak kaybetmeden tahtta kalmıştır. Fakat 31 mart vakası denen olayla, önce yine darbeci İttihat Terakkicilerin zorlaması ile II. Meşrutiyeti ilan etmiş ve ardından Sultan Abdülhamit Han 1909 yılında tahttan indirilmiş ve 10 yıl içinde Osmanlı yıkılmıştır. İttihat Terakkiciler ve Cumhuriyet dönemi boyunca Sultan Abdülhamit dönemi istibdat ve Sultan Abdülhamit Han ise Kızıl Sultan ismi ile anılmıştır.
Burada en önemli nokta kızıl sultan diye adlandırılan, çok iyi ve zeki bir insan ve mümin olan Sultan II. Abdülhamit milletin gönlünde taht kurmuştur. Yani darbeci zihniyet eğitim ve basın yoluyla ne kadar kızıl sultan diye ansa da millet O’nu bağrına basmış ve bu adlandırmayı reddetmiştir.
Cumhuriyet dönemindeki İstiklal Mahkemeleri ile binlerce idama varan baskı ve zulüme millet boyun eğmemiş, bu zulme karşı kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırkaya büyük teveccüh göstermiş ve ne kadar zulüm ederlerse etsinler asla darbeci ve baskıcı zihniyete güçlü bir şekilde direnmiştir.
1950 seçimiyle millet, kendi değerlerini ve kimliğini yok etmek isteyen zihniyete karşı Demokrat Parti ve Adnan Menderes’i tek başına iktidara taşımıştır.
1960 darbesiyle millet iradesi ayaklar altına alınıp, millete yine kendi isteklerini dikte ettirmek istenmelerine rağmen millet 1965 yılında Adalet Partisini iktidara getirmiştir.
12 Mart 1971 muhtırası sonrası darbecilere boyun eğen Demirel’e karşılık, CHP içinde darbeci ve baskıcı zulümlerin paşası İsmet Paşa’yı deviren Bülent Ecevit’i millet umudu olarak 1973 yılında iktidara taşırken, ilk defa manevi değerlerini savunan Milli Selamet Partisi ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı 48 milletvekili ile iktidar ortağı yapmıştır. Bu dönemde kurulan CHP MSP iktidarında Kıbrıs harekâtları yapılmış, Kıbrıs’ta zulüm sona erdirilmiş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yolu açılmıştır.
Bu dönemde siyaset sahnesine çıkan milletin manevi değerlerine sahip çıkışı daha sonra da Erbakan arkasında devam etmiştir.
12 Eylül 1980 darbesi sonrası yapılan 6 Kasım 1983 seçimlerinde darbeci başı Kenan Evren Paşa’nın Turgut Sunalp Paşa’yı desteklemesine rağmen, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan ve milli irade vurgusu yapan, Anavatan partisi ve daha önceleri Erbakan’ın İzmir’den milletvekili adayı olarak siyaset sahnesine çıkan Turgut Özal’ı tek başına iktidara taşımıştır. Millet askere (Kenan Paşa’ya) en kudretli döneminde ben senin emrini kışlada dinlerim, terhis olduktan sonra sen benim emrimi dinlemek zorundasın demiştir.
Millet Anavatan ve rahmetli Özal döneminde değerlerini yaşama yönünde rahatlamaya başlamış, ilk defa bir başbakan ve daha sonra cumhurbaşkanı olarak milletin değerleri savunulmaya başlamış ve kurulan 12 Eylül anayasası baskı kurallarına savaş açılmıştır. Fakat rejim Anayasa mahkemesi yoluyla baskıyı kaldırmaya dönük yasal çalışmaları boşa çıkarmıştır.
Özal’ın şüpheli ölümü (öldürülmesi) sonrası Mesut Yılmaz ve Süleyman Demirel rejimin bekçisi olmaya başlamış ve milletin iradesini zayıflatmaya ve yok etmeye dönük bir yol izlemişlerdir.
Bütün bu gelişimler karşısında 24 Aralık 1995 seçimlerinde millet, Refah Partisini ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı birinci parti olarak iktidara taşıma iradesi göstermesine rağmen, zorlama ile kurulan ANAP DYP hükumeti güven oyu alamayınca Refah Yol hükumeti Erbakan başbakanlığında 28 Haziran 1996 tarihinde kurulmuştur.
Bu hükumete daha başından itibaren asker, basın ve rejimin kurumları muhalefet etmiş ve karşı propaganda ve baskı unsurlarını uygulamaya koymuştur.
Refah Yol hükumeti döneminde ülkemizde ülke kaynakları bir havuz içinde toplanmış ve ilk defa Nisan 1997 döneminde devlet borçlanmamıştır. Enflasyon, memura yapılan yüksek zamlara rağmen düşmeye başlamıştır.
Ayrıca Türkiye İslam âleminin liderliğine soyunmuş ve D 8 İslam ülkeleri birliğini 22 Ekim 1996 da yapılan toplantılar sonrası kurmuş ve 15 Haziran 1997 tarihinde İstanbul’da Türkiye başkanlığında yapılan konferans sonrası kuruluşunu dünyaya ilan etmiştir.
Millet ilk defa manevi değerlerini özgürce yaşayacağına inanmaya başlarken 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası Refah Yol hükumeti beşli çete olarak adlandırılan TİSK, TESK, TOBB, Türkiş ve DİSK ile rejimin zinde kurumları Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay ve Yargıtay başsavcılığı, basın ve asker işbirliği ile baskı altına alınmış ve 30 Haziran 1997 yılında hükumet protokolüne uygun olarak Prof. Dr. Tansu Çiller’in başbakanlığı devralması için Erbakan istifa etmiştir.
21 Mayıs 1997 de Refah Partisini kapatma davası açılmış ve 16 Ocak 1998 de Refah Partisi kapatılmıştır.
Cumhurbaşkanı Demirel meclisteki sayısal çoğunluğa rağmen hükumeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a vermiş, Hüsamettin Cindoruk liderliğinde DYP den istifa ettirilen milletvekilleri ile kurulan Demokrat Türkiye Partisi desteği ile ANAP DSP DTP koalisyon hükumeti kurulmuştur.
Erbakan’ın istifası neticesi MHP nin ürkek erkek söylemiyle gidilen 18 Nisan 1991 seçimlerinde, ikinci parti olmasına ve Devlet Bahçeli başbakan olarak Fazilet Partisi ve DYP ile hükumet kurma imkânına sahip olmasına rağmen milli iradenin emrini yok saymış ve Ecevit liderliğinde kurulan DSP MHP ANAP koalisyonuna boyun eğmiştir. Zinde güçlerin baskısı daha da artmış, banka hortumlamaları artmış ve 19 Şubat 2001 krizine giden yol açılmıştır.
Bu kriz sonrası sömürge valisi olarak adlandırılan Kemal Derviş Amerika’dan getirilmiş ve yönetim İMF direktiflerine teslim edilmiştir.
İşte millet, MHP nin de zinde rejim güçlerine teslimi, Fazilet partisinin kapatılması sonrası kurulan Saadet Partisinin ümit vermemesi üzerine Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisini (Ak Parti) 3 Kasım 2002 seçimlerinde kuruluşundan 1 yıl sonra büyük bir çoğunlukla tek başına iktidara taşımış ve günümüze kadar, milletin değerleri uğruna her türlü darbe girişimlerine ve baskılara boyun eğmeden dik durması dolayısıyla her seçimde artan oranda desteklemiş, her iki kişiden birinin oyunu alacak seviyeye ulaşmış ve Recep Tayyip Erdoğan’ı direk kendi oylarıyla halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olarak başa geçirmiştir.
Türk milleti cihanı yönetme genetik yapısı ile daima ancak ben yönetirim diyerek, iradesine hiçbir baskıya boyun eğmeden sahip çıkmış ve zafere ulaşmıştır.
Ak Parti iktidarı ve Halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olan sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan milletin zaferidir. Zafer milletimize kutlu olsun. Allah zaferlerimizi daim etsin. Milletimizi daima muzaffer kılsın.
Uz. Dr. Cengiz Sandıklı 28.02.2015


