30 AĞUSTOS VE MİLLİ ORDU

                Yazımın başlığı milli ordu. Bu deyimi sıklıkla kullanıyorum. Bir devletin ordusunun o devletin adını taşıması o devletin ordusu anlamına gelmiyor maalesef.

            Ordumuzun bizim ordumuz olmadığını anladığımız ilk olay 1964 yılında gerçekleşti. Kıbrıs’ta Rumlar  1960 sonrası giderek silahlanarak Kıbrıs Türklerini tehdit etmeye başlayınca, 1960 anlaşmaları kapsamında müdahale etmek istediğimizde ABD tarafı devreye girme ihtiyacı duydu. Başkan Johnson tarafından imzalanan ve daha sonraları “Johnson mektubu” olarak tarihe geçen ünlü mektup 5 Haziran 1964’te Türkiye başbakanı İnönü’ye iletildi.

Mektupta, Türkiye‘nin adaya tek taraflı müdahalesinin Türk ve Yunan tarafları arasında savaşa yol açabileceği ve NATO üyesi olan bu iki ülkenin savaşmasının kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir. Bu mektup sonrası müdahale edilememiş ve Rumlar 1974 Kıbrıs barış harekâtına sebep olan katliamlara ve Kıbrıs’ın ENOSİS ideolojisi içinde Yunanistan’a ilhakı darbesine cesaret etmişlerdir.

20 Temmuz 1974 de CHP MSP koalisyonu başbakan yardımcısı rahmetli Necmettin Erbakan’ın cesaret vermesiyle başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs Barış harekâtı emrini vermiştir. İşte bu harekât sonrası son derece haklı olmamıza, soydaşlarımızın katledildiği ve bağımsız bir devlet olan Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakına engel olmak için anlaşmalardan doğan sorumluluğumuzu kullanmamıza rağmen ABD ve ortağı olduğumuz NATO bize yıllarca ambargo uyguladılar. İşte böylesine hayati ve milli bir olayda dahi ordumuzu kullanmamıza izin vermediler. Yıllarca PKK ile mücadelemizde ordumuzdaki NATO silahlarının (NATO harici silahımız zaten yok) kullanılmasına şiddetle karşı çıktılar.

1974 deki bu vahim durumun açığa çıkmasıyla ordumuzun kendi silahlarını ve uçağını yapması gerektiği görülerek TSK güçlendirme vakfı kurulmuş ve kendi uçağını kendin yap kampanyası başlatılmıştır. Sinema biletleri dâhil her özel ücretlendirmeden TSK güçlendirme vakfına para kesilmiştir.

O yıldan Ak Parti iktidarına kadar geçen 30 yılda milyarlarca lira birikmesine rağmen bir tek milli silah dahi üretilmemiş, silah üretilmesi bir yana, hibe hurda alınan eskimiş silahların modernizasyonu dahi İsrail’e yaptırılmıştır. Bütün uçaklarımızın ve silahlarımızın yazılımları dahi İsrail’ e yaptırılmıştır.

Böyle bir ordunun milli ordu olamayacağı ve şanlı bir tarihe sahip binlerce yıllık milletimize asla yakışmadığı, çok daha doğrusu böyle bir orduyla asla bağımsız olamayacağımız çok açıktır.

Ak Partinin iktidarı ile beraber Türkiye’nin öz değerlendirmesi yapılmış, milli olmayan bağımlı bir ekonomi ile asla güçlü ve bağımsız bir devlet olunamayacağı vurgusuyla, önce ekonomi güçlendirilerek İMF kapısında kul köle olan, sömürge valisi Kemal Derviş’lerce yönetilme durumunda olan bir Türkiye yapısından kurtulmak için seri uygulamalarla ekonomi güçlendirilmiş, sanayi, tarım ve ticaret güçlendirilerek, bütün dünya ülkelerine ziyaretler ve anlaşmalarla ihracat rekorlar kırmış, İMF ye borç bitirilmiş ve ayakları sağlam basan bir Türkiye olarak “üzerimde ve bölgemde bilgim ve iznim olmayan hiçbir oyun oynayamazsınız” denmiştir.

Bu devrede ekonomi ile birlikte en önemli zaaf noktalarımız olan MİT ve TSK millileştirilmiştir. Darbeci zihniyetli ABD ve İsrail emrindeki bağımlı TSK ve MİT komuta kademesi ve başkanları tamamen bu bağımlı, vesayetçi ve darbeci zihniyetten kurtarılmış ve kendine ve tarihine güvenen, halkın iradesine ve milli sağduyusuna saygı duyan, TBMM ve hükumetine mutlak itaat eden bir üst yapı oluşturulmuştur.

Bununla birlikte güçlü ekonomi, bilgi birikimi yüksek değerler tespit edilerek bu değerli beyin kadromuzla tamamen kendi projemiz olan, bizzat kendi ekonomik gücümüzle gerçekleştireceğimiz silahlar yapılmaya başlanmıştır. Bütün elektronik kademelerimiz kendi yazılımlarımızla donatılmıştır. MİLGEM (milli gemi) projesi ile savaş gemilerimiz ve denizaltılarımız yapılmış, milli tank ALTAY, milli helikopter ATAK,  SOM ve CİRİT füzeleri ve daha sayamayacağımız derecede çok modern ve güçlü, dünyanın sayılı ordularında bile bulunmayan silahlar yapılmıştır.

İstihbaratı milli olmayan bir devletin bağımsız olamayacağı bilinci içinde MİT Hakan Fidan başkanlığında teşkilatlanmış, uydu, İHA lar, AVACS uçakları ve çeşitli milli istihbarat araçları ve özel ekiplerle tüm dünyada biz de varız denmiştir.

Çözüm süreci safhasında kanın dökülmediği zamanda devletimiz ve ordumuz çıkabilecek çatışmalı döneme hazırlanmıştır. Kalekollarla askerimiz güvenli ve sağlıklı yapılara kavuşmuştur.

7 Haziran seçimleri sonrası taşeron PKK örgütü aldığı emirlerle kan dökmeye başlamıştır. Fakat büyük bir yanılgıya düşmüştür. Türkiye artık eski Türkiye değildir. Dışarının baskısıyla durmayacak ve düşmanını pişman edecek bir Türkiye görmüşlerdir. Dış güçlerin güdümündeki muhalefete rağmen Türkiye, PKK bütün silahlarını gömünceye ve Türkiye’yi terkedinceye kadar operasyonların süreceğini bütün dünyaya ilan etmiştir. ABD ile DAEŞ için yapılan anlaşmalarla PKK mücadelemize karışılmayacağı garantisi alındığı gibi Suriye’de ÖSO nun güçlendirilmesi sağlanmış ve Suriye’de aleyhimize uygulanacak planlar engellendiği gibi Halep ve civarıyla ilgili bizim planlarımız ortaya konmuştur.

Türkiye milli ordusu ve emniyet güçleriyle 1 Kasım seçimlerine kadar PKK nın şehir yapılanmaları dâhil, Kandil’i yerle bir ettiği gibi üst kadrodan birkaçını etkisiz kılacaktır.

Türkiye’mizi güzel günler beklemektedir. Güçlü ve milli ordumuz, sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, başbakanımız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Ak Parti iktidarı, Genelkurmay başkanlığımız ve MİT başkanımızla Türkiye, düşmanını pişman edecek ve dostuna güven verecek bir bölge gücüdür artık.

Türkiye düşmanlarının Erdoğan düşmanlığı da bu sebeptendir.

Milli güçlü bağımsız, tarihimizin bilincindeki imanlı ordumuzla nice zaferlere. Allah bizi muzaffer düşmanlarımızı kahretsin. 30 Ağustos zafer bayramımız kutlu olsun.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı       30.08.2015

İzmir 1. Bölge M. V. Aday Adayı

 

Yorum Yaz