AK PARTİ Mİ CEMAATLE YOKSA CEMAAT Mİ AK PARTİ İLE KOL KOLAYDI?

                Başlıktaki sorunun içinde ince bir nüans var. Bu soru ile başlamamın sebebi, şahsıma sorulan, daha önce Ak Parti cemaatle kol kolaydı şimdi düşman oldu. Ardına da “Ak Partiye dokundular diye mi?” diye bir kinaye eklenmesi.

Şimdi gelin Ak Partinin iktidara gelmeden önceki Türkiye’yi bir gözden geçirelim. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren kurulan rejim, din ve dini inançlarına göre yaşamak ve dinini ve Kur’an’ını öğrenmek isteyen insanımıza baskı üzerine kurulmuş ve irtica damgası ile inançlı insanlar potansiyel tehdit olarak görülmüştür. Tabii bu arada Müslümanlar dışında diğer din mensuplarının kitaplarını öğrenmesine ve yaşayışlarına asla müdahale olmamıştır. Bunu da hatırlatmak yerinde olacaktır.

28 Şubat süreci yaşanmış, Müslüman avına çıkılmış, sakallı erkekler, çarşaflı, tesettürlü kadınlar gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında irticacı diye aşağılanarak anılmış, çeşitli kumpaslar (Fadime Şahin, Sisi vb.) ile insanlar içeri atılmış, gazeteciler içeri alınmış, köfteciler ve çeşitli esnaf irticacı diye yaftalanarak ifşa edilmişlerdi. Kur’an kursları ve İmam Hatip Okullarının orta kısımları kapatılmıştı.

Millet iradesi ile iktidara gelmiş Rahmetli Erbakan’ın başbakanlığındaki Refah Yol hükumeti alaşağı edilmişti. Refah partisi ve ardından kurulan Fazilet Partisi kapatılmıştı.

Bu baskılar anında, Zaman gazetesi Erbakan hükumetine “beceremediniz çekilin” başlığı atmış ve Fethullah Gülen ABD ne kaçmıştı. Kaçtı mı yoksa götürüldü mü ya da gönüllü olarak planlı bir şekilde mi gitti açık değildir.

Kısaca arz etmeye çalıştığım bu baskı ve zulüm dönemi sonrası Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ak Parti iktidarı, bütün inanan kesimler için ümit kapısını açmıştı. 12 yıllık iktidar döneminde bütün İslami kesim ve cemaatler özgürleşmiş ve dini yaşantılarını özgürce yaşarken, daha önce kendisine kapatılmış olan devlet kapıları ardına kadar açılmış ve her türlü makamda yer almışlardır. Sonunda başörtüsü meclise ve okullara kadar girmiştir.

Ak Parti iktidarı döneminde dahi çeşitli darbe girişimi ve planları yapılmış, hatta Recep Tayyip Erdoğan’ın canına dahi kastedilmiştir.

İşte bu baskı dönemleri ve son 3 sene öncesine kadar insanımız dini hassasiyet taşıyor diye cemaat okul ve dershanelerine öğrencilerini göndermiş ve maddi ve manevi katkılarda bulunmuştur.

Ak Parti iktidarı ile birlikte bütün İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri ile birlikte Fethullah Gülen cemaatide palazlanmış ve gelişmiştir. Yani Ak Parti sadece Fethullah Gülen cemaatine değil bütün inanan kesime ve insanımıza kol kanat germiştir. Ayırım yapılmadan daha önce yasaklı olan bütün inançlı insanlara devlet kapıları açılmıştır.

İşte tam bu safhada Penisilvanya’daki F.G. nin altta sinsi bir şekilde devlet içinde gizli olarak örgütlendiği günümüzde anlaşılmıştır. Okul ve dershanelerinde yetiştirdiği kişileri önemli kademelere özellikle yargı, TİB, Tübitak ve emniyet içine tamamen Penisilvanya emrinde çalışacak şekilde planlı bir şekilde yerleştirdiği  maalesef önce 7 Şubat 2012 de Hakan Fidan ve daha sonra 17-25 Aralık 2013 darbe girişimleriyle devletin en mahrem noktalarını dinlediği, istihbari gizli bilgileri ele geçirdiği, Genel Kurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, başbakanlık ofisleri vb. resmi kurumlar yanında siyasiler (MHP li milletvekili kasetleri ile istifalar, Deniz Baykal kaseti ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP ne genel başkan olması),  gazeteciler, iş adamları, devletteki makam sahipleri  (hakim, savcı, emniyet müdürleri vb.) hazırlanan tapeler ve kasetlerle şantaj ve tehdit altına alınmış ve düzmece operasyonlar yapılmıştır.

Bütün bu örgütlenme bir bir ifşa olmaktadır. En son Tahşiyeciler operasyonu ile düzenlenen kumpas sonucu içeri alınan ve suçsuzlukları açığa çıkınca 17 ay içeride yattıktan sonra özgürlüğünü kazanan alnı secdeli, ağzı Kur’an’lı insanların şikâyeti üzerine yapılan, 14 Aralık operasyonu ile Paralel Yapı bütün kumpas ve ağı ile deşifre olmuştur.

Yani anlaşılan o ki, bu hain yapı kendisine tehdit oluşturan herkes ve ker kurum ve kuruluş için sahte ve düzmece belge vb. sözde delillerle tuzaklar kurmuştur. Bunlar, başbakan, emniyet müdürü (Hanefi Avcı vb.), Genelkurmay Başkanı (İlker Başbuğ), kuvvet komutanları veya dindar insanlar ayırt edilmeden acımasızca ve hiçbir iftira ve yalandan çekinmeden her kademedeki insana bizim dediğimizi yapmazsanız başınıza gelecek budur demek istemişlerdir. Bu yapının yaptıklarının doğru bilgi ve belgeye dayanması kendileri açısından önemli değildir. Her şey kılıfına uydurulmaya çalışılmış ve basın yoluyla doğru olduğuna dönük propaganda yapılmıştır.

Bu sebeple, bu yapının sinsice hazırlanmış hiçbir belgesi ve bilgisi güvenilir değildir.

Bu yapı Ak Partinin özgürlükçü döneminde Ak Parti kadrolarına da sızmışlar, Ak Partili görünmüşlerdir. Asla Ak Partili olmadıkları şimdilerde anlaşılmıştır. Yani Ak Parti cemaati kullanmamış fakat cemaat Ak Partiyi amaçları için kullanmış, gizlenmiş ve zamanı geldi emri üzerine (emir üst akıldandır ve Penislvanya değil O’nu besleyenlerdendir) harekete geçmişlerdir.

Emrin zamanlaması Çözüm sürecinin kritik aşaması olan Erdoğan’ın Şiwan Perver’li Barzanili Diyarbakır mitingi, Kuzey Irakla petrol anlaşmaları ve petrol paralarının Halbank’a yatırılması düzenlemelerine denk düşmektedir ki, ABD, AB ve İsrail’in bölgedeki çıkarlarının kaybolması ve Türkiye’nin bölge lideri olabilme durumunun ortaya çıkması söz konusudur. Bu girişimler, artık Erdoğan’ın gitmesi gerektiği ve başka çare kalmadığının bu emperyalist güçlerce idrak edilmesi üzerine verilen emirle gerçekleştirilmiştir. Eller Sayın Erdoğan’ın kellesine uzanmıştı.

Sonuç olarak, Ak Parti hiçbir zaman cemaat denen cemaat sözünü hak etmeyen bu yapıyla kol kola girmemiş, bu yapı Ak Parti içine sızmış ve Ak Parti ile kol kola görüntüsü vererek devlete yerleşmiştir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı    24.12.2014

Yorum Yaz