AYLAN KURDİ, ÖLEN YÜZBİNLER, VİCDAN VE SAVAŞ

                Bodrum’da batan göçmen botu sonrası ölen 12 kişiden biri olan, sahile vuran cesedi ile yürekleri dağlayan Aylan Kurdi bebek dünya manşetlerinde başköşeye oturdu.

                Suriye’deki iç savaş sonrası ölen 400 000 kişi kimsenin vicdanını kanatmadı. Türkiye ve komşu diğer ülkelerin misafir ettiği milyonlarca insanın evlerini terk etmek zorunda kalması yine yürekleri sızlatmadı.  Göç yollarında ölen binlerce insan gözleri yaşartmadı. Fakat sahile cesedi vuran bir bebek dünyayı ayağa kaldırdı. Herhalde akıllara sahile vuran balina ve yunusları getirdiği için bu kadar ses getirdi. Malum zamanımızda insanlar balinalar kadar değerli değil.

İşin aslı, ağaca bakarken ormanı görmemek gibi bebeği görüp yüzbinlerin gözden kaçıyor olmasıdır. Bu bebek sahile vurmasaydı o yüzbinler yine önemsiz olarak kalacaktı.

Gerçekte ise önemli olan ve Aylan bebeğin ölmesine yol açan ve durdurulmazsa daha nice Aylan’lara ve yüzbinlerin ölümüne sebep olacak olan savaştır.

Geriye doğru baktığımızda, gelişen Arap Baharı denen rüzgârla iç savaş çıkacağı açıkça görülen Suriye’de, sayın cumhurbaşkanımız Erdoğan ve başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun başbakan ve dışişleri bakanı olduğu dönemde, Esed’le aradaki sıcak ilişkiye güvenerek kendisine yaptıkları onca uyarıya, demokratik bir seçime gitmesi ve demokratik bir sistemin oluşturulması, Baas sisteminin baskıladığı insan haklarının sağlanması yoksa bir iç savaşın kaçınılmaz olacağı önerilerine rağmen Beşer Esed’in bütün köprüleri atarak “sadece ben” diktatör düşüncesiyle ve halkını öldürmeyi ve ülkesini yakıp yıkmayı göze aldığını görürüz.

Geçen 3 yıl içinde kendi varlığını, devletinin ve halkının üzerinde gören, “benden sonra tufan” dercesine etrafındaki kanı görmeyen Beşer Esed dökülen kanların tek sorumlusudur.

Hâlbuki Esed kendisine yapılan samimi ve kardeşçe önerileri yerine getirseydi ülkesi bölünme riskine girmeyecek, insanları ölmeyecek, ülkesi harabeye dönmeyecek ve ekonomisi çökmeyecek, kendisi de baştacı edilen büyük bir lider olacaktı.

Ülkemizde sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti iktidarı özgürce ve demokratik ortamda yapılan seçimlerle her zaman için yerlerini bırakabilirler. Yerlerinde kalmalarının tek yolu milletinin değerlerine ve refahına ve kardeşliğine sahip çıkmaları ve milletinin sevgi ve teveccühünü sürdürmeleridir. Ne Erdoğan, ne Davutoğlu ve ne de Ak Parti devlet yönetiminde bir zor kullanarak durmamaktadır. Başta durmalarının tek sebebi millerin teveccühü ve iradesidir. Bu teveccühü ve iradeyi kazanan herkes devlet yönetimine gelebilir.

Haksız yere Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a diktatör diyenler de bunu çok iyi bilmektedirler. Fakat bildikleri diğer şey, milletin değerlerine önem vermedikleri, millete “göbeğini kaşıyan adam, bidon kafalı vb.” sözleri, saygısızca davranmaları ve milleti aşağılamaları sebebiyle asla milletin teveccühünü ve sevgisini kazanamayacakları ve bu yolla yönetime gelemeyecekleridir. Hırçınlıkları, çirkinlikleri, PKK ve Türkiye düşmanları ile ve vesayatçilerle kol kola girecek derecede hainlikleri bu sebepledir. İktidara tek geliş yollarının bir güç (asker, vesayet, darbe, dış destek ve hatta iç savaş vb.) kullanımı olduğunu çok iyi bilmekte ve bunun için çağrılar yapmakta ve oyunlar oynamakta ya da oynanan oyunlarda figüranlık yapmaktadırlar.

Şu çok açık bir gerçektir. Kan dökülmesinin önlenmesinin tek yolu, kardeşlik, sevgi ve kısaca milletin kucaklaşmasını sağlamaktır. Düşmanlıkları ve ayrışmaları körüklemek daima kana yol açacaktır.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı           04.09.2015

İzmir 1. Bölge M. V. Aday adayı

Yorum Yaz