KARAR VE YÖNETİM, HİSLERLEMİ AKILLAMI YOKSA ÇIKARLAMI?

                İnsanlar yaşadıkları süre içinde ihtiyaçlarına ve karşılaştığı durumlara göre kararlar vermek durumundadır. Yine insanlar önce kendi hayatlarını, sonra ailesini, işini yönetmek durumunda olduğu gibi, yönetici kademesindeki kişiler idare ettiği kurumu, resmi daireyi ve sonunda devleti yönetmektedir.

Kararlarımızda kimi zaman hislerimizle kimi zaman aklımızla hareket ederiz. Burada önemli olan hislerin önde olması gereken yerde akıl, aklın önde olması gereken yerde hislerle karar vermemek gerekir. Bu konuda bilgi birikimi ve tecrübe, önceden hazırlıklı olma, beklentiler,  planlar ve yetenek kararların isabetli olmasını etkileyecektir.

Kararlarımızda çevre, aile, çeşitli kışkırtma ve baskılar ve stres çok etkilidir ve çoğu zaman isabetli karar vermemizi engelleyebilir. Bu konuda kişisel kararlarımızda olduğu gibi devlet yönetiminde de özellikle kışkırtma, baskı ve basın yoluyla çevre etkisi çok fazladır. Bu sebeple, sakin olmayı becerebilmek, iç ve dış baskıları iyi değerlendirip aksi planlar ve stratejiler geliştirmek için tecrübe ve bilgi birikimi en ön planda önem arz etmektedir. Fakat belki bunlardan da daha önemlisi kendini çok iyi değerlendirmek ve ne yapıp yapamayacağı konusunu enine boyuna tarttıktan sonra kendine güvendir. Dik durabilmek ne istediğini ve neyi istemediğini çok net ortaya koyup karşınızdakilerinin stratejilerini çok iyi tespit etmek gerekir. Burada da çok iyi bir istihbarat ağı gereklidir.

İnsanlar arası ilişkilerimizde bizim milletimiz ve doğu toplumları için hisler, çok fazla öne çıkmaktadır. Empati ve acıma duyguları çok fazla olan bir toplumuz. Batı toplumu ise hisleriyle değil çıkarlarıyla hareket eder. Bu davranış biçimi devlet yönetimlerine de yansımıştır.

Biz Türkiye olarak Suriye’de, Irak’ta veya başka uzak yakın bölgelerde hislerimizi öne çıkararak hareket ediyoruz. Evsiz, barksız, aç ve sefil kalmış insanlara gözümüzü kapatamıyoruz. Son olaylarla ülkemize sığınan insanları ölüme terk edemediğimiz gibi, kapılarımızı açıp 4,5 milyar dolar harcayarak, eğitimden sağlığa, iaşesinden barınmasına her türlü ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz.

Peki batı. Onlar böyle insani yardımları düşünmedikleri gibi, bu olayların bizzat müsebbibi ve planlayıcısıdırlar. Petrol ve bölgelere dayalı stratejik çıkarları için, kargaşa ve düşmanlıklar geliştirip çatışmalar ve savaşlar oluşturup devletleri kendilerine muhtaç hale getirerek onları istedikleri gibi yönetmekte ve sömürmektedirler. Batılı insanlar kendi içlerinde dahi birbirlerine ikramda bulunmak gibi sevgiyi arttırıcı alışkanlıklardan uzaktırlar. Birçok deneysel veya gerçek hayattaki gözlemlerde çok net görüldüğü gibi yolda düşen insana yaklaşıp ihtiyacını sormazlar. Alman usulü dediğimiz deyim çok iyi bilinmektedir.

Biz birer Müslüman olarak hep Allah rızasını kazanmak duygusu içinde hareket eder ve fedakârlıktan kaçınmayız. Fakat zamanımızda bu hislerle ve akılla hareket dengesini iyi yapmak zorundayız. Dikkat ederseniz akılla dedim. Batı aklını çıkarları için kullanır. Mantık değil çıkar geçerlidir batılı toplumlarda.

Bizler ve ülkemizi yönetenler hislerimizi terk etmeden fakat hislerimize de mağlup olmadan hareket etmek zorundayız.

Son Filistin, Suriye ve Irak olaylarında sayın cumhurbaşkanımız R. T. Erdoğan’ın dediği gibi batı insanları görmemekte, her şeyi petrol olarak görmektedir. İnsanların katledilmesi, çocukların öldürülmesi onlar için önemli değildir. Fakat batının bu davranışları o ülkelerin insanlarını kazanmak için bir şey yapmasalar bile, düşmanlardan birini ve hatta çaktırmadan ikisini de destekleyerek, basını da yanına alarak (hatta içimizdeki basını dahi) kurtarıcı pozisyonunda kendini göstermektedir. Aleyhimize de her türlü anti propagandayı yapmaktadır.

Fakat Türkiye olarak biz Osmanlı tarihi tecrübesine sahibiz ve bölgemizdeki ve İslam âlemindeki insanların gönlünde daima kazanacağımız ayrılmış bir yerimiz vardır. İslam ülkelerinin halklarının göğsünde R. T. Erdoğan’ın fotoğraflarıyla sloganlar atarak yürüyüşler ve protestolar yapmaları bu sebepledir.

Yine Türkiye olarak, Osmanlı ve Türk Milletinin devlet ve hatta cihanı yönetme tecrübesi içinde sadece hislerimizle değil aklımızla hareket ederek kendi plan ve stratejilerimizi yapabiliriz ve yapmaktayız. Burada en önemli olan konu, kendine inanmak ve güçlü olmanın yanında propaganda ve istihbarat faaliyetlerimizi de çok iyi yürütmemiz gerekir.

Hem kendimizi doğru anlatabilmek ve hem de batının çıkarcı ve zalimane planlarını gösterebilmek için iyi bir iletişim ve haberleşme ağı kurmalıyız. Tutarlı, sapmayan ve kararlı uygulamalar insanların bize güvenini arttıracaktır. Türkiye bunların farkında olarak teslimiyetçi olmayan, hem zamanımızı ve hem de gelecekteki nesilleri ve ülke yönetimlerini gözeterek hareket etmektedir.

Sayın cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, BM de, ABD de, Fransa’da, Almanya’da o ülke yöneticilerini de hedef alan vurgulamaları, bizim kararlılığımızı, doğruyu yaptığımıza inancımızı ve dünya insanlarının tercümanı olabilmenin bilinci içinde olduğumuzu ve en önemlisi ne yaptığımızı çok iyi bildiğimizi ve hazırlıklı olduğumuzu göstermektedir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı  03.10.2014

 

Yorum Yaz