NEREYE GİDİYORUZ? VATAN HAİNLİĞİ VE VATANSEVERLİK

                7 Haziran seçimleri sonrası Kuzey Suriye’de PYD ye alan kazandırma operasyonları sonrası ülkemizde yüreğimizi dağlayan kanlı PKK olayları giderek hız kazandı.

                Bir yanda seçim sonunda Ak Parti tek başına iktidarının sona ermesiyle koalisyon yoluyla hükumet kurma çalışmaları, diğer yanda muhalefet partilerinin ve liderlerinin tutumları, PKK terörüyle ilişkileri ve söylemleri bu dönemde kim kimdir ve kime hizmet etmektedir çok açık göstermektedir.

Malum önce Kandil’den 11 Temmuzda ateşkesin sona erdiği açıklaması, ardından 20 Temmuzda Suruç’ta DAEŞ (PKK danışıklı) katliamı, aynı gün Adıyaman’da PKK tarafından 1 askerimizin şehit edilişi ve 22 Temmuzda Ceylanpınar’da 2 genç polisimizin uykularında şehit edilişi, devletimizin DAEŞ ve PKK ya dönük operasyonları ve giderek tırmanan terörün müsebbibi bizzat PKK dır.

Ak Parti hükumeti ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan 2005 yılında Diyarbakır mitingiyle birlikte Kürt sorununu tanımlamış ve buna dönük demokratik gelişmeler sağlamıştır. Önce kardeşlik projesi ve ardından çözüm süreci ile bütün vatandaşlarımızın kardeşçe kucaklaşması ve bu vatan, bayrak ve devlet benim demesi ve sahiplenme duygusunu kazanması için büyük çaba ve fedakârlık göstermiştir. Bütün inkârcı ve asimilasyon politikalarını ortadan kaldırmıştır.

Kuzey Irak’ta Barzani ile sıcak ilişkiler kurulmuş ve bütün Kürt coğrafyasının Türkiye ile kucaklaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Bütün bu yurt içi ve dışı olumlu ve Türkiye’yi bir güçlü bölge gücü olmasını sağlayacak gelişmeler, İstanbul 3. Havalimanı ve Büyük İstanbul Kanal Projeleri bölgede çıkarları olan emperyalistlerin (ABD, İsrail, Almanya, İngiltere vb.) planlarını altüst etmiştir.

İşte bu sebeplerle bu güçler için tek çıkış yolu Erdoğan’ın ortadan kaldırılmasıydı. Bunun için önce 17 ve 25 Aralık 2013 paralel darbe girişimi ve 30 Mart yerel seçimleri ve sonra cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefeti birleştirerek, Penisilvanya, Okyanus ve Doğan medyası desteği ile çatı aday oluşturdular fakat başaramadılar.

Ardından gelecek olan 7 Haziran genel seçimleri için daha bir hırsla bütün işbirlikçileri ile birlikte harekete geçtiler ve tek çözümü HDP nin barajı aşmasında gördüklerinden, bunun için her türlü yalan, iftira ve Demirtaş ve HDP cilalamasını gerçekleştirdiler.

Bu sefer HDP ye barajı aştırmayı ve Ak Partinin tek başına iktidarına son vermeyi maalesef başardılar. Artık ortada bir kaos ortamı mevcuttu ve MHP dahil bütün muhalefet bayram yapıyordu. Bu, artık tam zamanı denecek bir zamandı ve bütün hain planlar uygulamaya konuldu. Kuzey Suriye’de ve yurt içinde önceden planlanan taktikler yürürlüğe kondu. Maalesef böyle bir ortamda bütün hain planlara rağmen, Ak Parti ve MHP tabanının tamamına yakını Ak Parti MHP koalisyonunu arzular ve beklerken Devlet Bahçeli ve MHP “ben hiçbir girişimde yokum, ne haliniz varsa görün, Türkiye nereye giderse gitsin umurumuzda değil” davranışıyla hareket etmiştir.

Daha da ötesi CHP ve MHP ile koalisyon kurulamayacağı ve erken seçime gidileceği anlaşıldığı anda dahi Bahçeli erken seçim de istemediklerini ve seçim hükumetine girmeyeceklerini, Ak Partinin kuracağı bir azınlık hükumetine de destek olmayacaklarını, bir erken seçim önergesine hayır diyeceklerini sert bir dille açıklamıştır.

Ülkenin vahim durumuna rağmen şahsi kaprislerle kabul edilemeyecek ön şartlar ileri sürerek koalisyona girmemenin, erken seçime ve bunun için kurulacak koalisyon veya azınlık hükumetine hayır diyerek ülkeyi ve cumhurbaşkanını bir seçim hükumetine zorlamanın ve anayasal olarak HDP nin de bu hükumete girmek durumunda olduğunu bilerek seçim hükumetine girmeyeceklerini söylemenin, HDPKK ya hizmet yani bizzat kana ve katile ortak olmak olduğunu gayet rahatlıkla MHP ve Bahçeli de biliyordur.

CHP de ısrarla HDP nin dahil olduğu veya dışardan destek olduğu CHP MHP ve HDP koalisyonunu istemektedir. Bu kadar kan dökülmesine ve HDP nin PKK ile ilişkisi çok net açıkta olmasına rağmen CHP ve Kılıçdaroğlu’nun HDP ye arka çıkarak, PKK ya tek laf etmeden, hatta PKK nın Suriye’deki kolu olan PYD yi bir terör örgütü olmadığını belirterek PYD ile birlikte Türkiye’nin savaşa girmesini, PYD ye silah ve asker desteği verilmesini savunurken Türkmen kardeşlerimize yapılan desteğe şiddetle karşı çıkması nasıl tanımlanır?

HDP için seçim öncesi ve sonrası bir değişiklik yoktur. HDP, PKK nın siyasi meclise giren koludur ve taşeron bir partidir. Asla kendi iradeleri yoktur. PKK nın da HDP nin de kendi iradeleri olmayıp tamamen Türkiye düşmanı güçlerin eli kanlı işbirlikçileridirler.

Sonuç olarak maalesef Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ve Ak Partinin kardeşlik ve kucaklaşma ve Türkiye’yi güçlü bir bölge gücü yapma gayretleri iç ve dış plan ve girişimlerle akim kalmış ve Türkiye bir kaos ve kanlı ortamda seçime gitmek durumunda kalmıştır.

Çok kritik bir soruyla yazımı bitirmek istiyorum. Bütün Türkiye düşmanı emperyalist güçlerin tek düşmanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti ise bu ülkenin kahramanı kimdir, kim vatansever ve kim vatan hainidir?

Türk Milleti büyük bir millet ve Türkiye güçlü bir devlettir ve bütün hain planların ve hainlerin üstesinden gelecektir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı    20.08.2015

İzmir 1. Bölge milletvekili aday adayı

Yorum Yaz