PARALEL YAPI VE DEVLET

                Öncelikle bu tanımlamayı tam bir açıklığa kavuşturmamız gerekir. Bunu bir küçük kurumda ve hatta ailede ele alalım. Bir kurum veya ailede mevcut bir işleyiş, kurallar ve kişiler vardır. Kurumda bu kurallar çerçevesinde ilgili birim ve kişiler mevcut durumu gözler, geleceğe dönük planlar yapar, buna göre kişiler belirler, bu planlara dönük çalışmalar ve işlemler yapılır. Kurum yöneticileri kurum çalışanlarından beklentilerini belirtir buna göre talimatlar çıkarır ve uyulmasını ister ve denetler. Ailede de ebeveynler ailenin ve çocuklarının geleceği için planlar yapar ve buna göre çalışır. Her konuda aile fertlerinin birbirleri hakkında beklentileri vardır.

Şimdi böyle bir işleyişte kurumun yöneticilerini ve kurallarını veya ailede aile bireylerini yok sayan bir güç, bana uyacaksınız kuralları ve planları ben yapacağım ben ne emredersem onu yapacaksınız derse kurumun veya ailenin yanında başka bir güç vardır ve bu güç kurumu ve aileyi yok sayıyor demektir. Aynı zamanda bu dış güç hiçbir sorumluluk taşımıyorsa durum daha da vahim demektir.

Böyle bir dış gücü hiçbir kurum ve aile kabul edemez ve şiddetle karşı çıkar. Fakat bunun daha da kötüsü bu dış gücün kurumun ve ailenin düşmanına hizmet etmesidir. Bu, kurumun ve ailenin yok edilmesi demektir.

İşte paralel yapı ya da devlet basitçe bu demektir. Bir de bunu devlet için düşünelim. Devlette yöneticiler seçimle başa gelirler. Tabii seçime giderken toplumuna vaatlerde bulunur. Seçildiği takdirde hukuki zeminde oluşan kurallar çerçevesinde ülkeyi yönetir. Bu işleyiş içinde yönetim kademelerini ve kuralları belirler, planlar yapar, iç ve dış stratejiler geliştirir. İç ve dış düşman ve dostlarını belirler. Buna göre tedbirler alır ve birliktelikler oluşturur. Sonunda yine toplumuna hesap verir.

Fakat bu arada hiçbir sorumluluğu olmayan bir güç devlet içinde karar mekanizmalarında örgütlenip, kişiler yerleştirip, emir komuta zincirini kendi hiyerarşisi içinde uygular, devlet yöneticilerini, dinler, izler ve tehdit eder, bilgiler ve belgeler elde eder ve bu bilgi ve belgeleri ülkenin düşmanları ile paylaşır, hatta devletin en üst yöneticilerini bile avucunun içine almak ister, uymayan yöneticileri ve kişileri tehdit eder ve cezalandırır. Yani devleti ben yönetirim der. İşte buna da paralel devlet denir.

Türkiye’de dini cemaat kisvesi altında örgütlenen bir yapı, insanların iyi duygularını kullanarak ve okullarında ve yurtlarında yetiştirdiği ve mezun ettiği kişileri devlet içinde özellikle, kilit yerler olan, Adalet, Emniyet ve hatta Silahlı Kuvvetler içinde önemli noktalara yerleştirerek, devletin resmi yöneticileri kim olursa olsun devleti yönetir olma planları yapmaktadır.

Bu yapı öylesine örgütlenmiştir ki devletin en üstünden en altına bütün kilit noktalarını ve toplum içinde adı sözü geçen kim varsa dinlemiş ve izlemiş ve bunları tehdit etmektedir.

Bu yapı adalet ve emniyet içindeki örgütlenmesi ile kumpaslar kurup, çok değerli insanları ve düşman belledikleri kişileri mahkûm edip hapislerde çürütmüştür.

1980 öncesi aynı silahla bir solcu bir sağcı gencin öldürülmesi gibi, şimdi de aynı sayılı bombalar KCK, Ergenekon ve hatta Nur cemaati içinde kendisinin foyasını açığa çıkaran kişilerin yerlerinde bulunmaktadır.

Başbakanın evi, ofisi, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı vb. yerlere böcekler yerleştirip dinlemektedir. MİT müsteşarını yok etmek istemekte, Suriye’ye yardıma giden MİT tırları ve İHH kamyonlarını durdurmaktadır.

Başbakanı, Dışişleri Bakanlığını, Genelkurmay başkanını en kritik dönemlerde bu örgüt ne için dinler? Amaçları nedir? Bu yapının en başındaki kişi, ABD de yaşamaktadır. Bu yapı İsrail’in savunucusu rolünü üstlenmekte ve İsrail, ABD ve AB tarafından kollanmaktadır. Bunlar ne anlama gelmektedir?

En son 14 Aralık operasyonunda öğreniyoruz ki, Penislvanya’daki kişi 2009 da bir konuşmasında açıkça Risalei Nur cemaatından birilerinin çıkıp adının Tahşiyeciler olacağını, silahlandırılacağını ve El Kaide ile birlikte hareket edeceğini, bunun çok tehlikeli olacağını söylüyor, sonra kendi yapısı içindeki gazete ve televizyonlarda yazılar yazılıp, programlar yapılıyor ve hatta diziler çekiliyor. Bunun sonunda masum bir emekli hoca ve etrafındaki 122 kişiyi zaten mevcut olan Tahşiye ismiyle silahlı örgüt kurmaktan 17 ay hapislerde çürütmüşlerdir. Fakat daha vahimi, Tahşiyecilerin yerlerinde bulunduğu iddia edilen, daha önce Ergenekon’da elde edilen bombaların aynısının üzerinde polislerin parmak izleri bulunmasına karşılık içerde tutulan kişilerin parmak izleri bulunmamaktadır. Yani Penislvanya’daki zatın sohbetinden sonuna kadar kumpas. Basın yayın organları bu konuda olayı pişiren şişiren destekleyen bir rol almış, yani kumpasın tam içinde bulunmuşlardır.

Artık her şey net olarak açığa çıkmış bu yapının ne kadar umursamaz, insanlıktan ve hukuktan hiç nasibi olmayan bir yapı olduğu ve elemanlarının ne kadar emir eri olduğu görülmüştür. İlk defa bu kadar net iz bırakmışlardır ve ne kadar tehlikeli oldukları görülmüştür. Böyle bir yapının varlığında hiç kimse güvenlik içinde olduğunu hissedemez. Hele devlet asla güvenliğinden emin olamaz.

Bu sebeple bu yapı bütün unsurları ile açığa çıkarılıp, cezalandırılmalı ve yok edilmelidir.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı           15.12.2014

 

Yorum Yaz