PKK İLE SAVAŞ VE SAVAŞI KİM BAŞLATTI?
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 26 Ağustos 2015
7 Haziran seçim sonuçları belli olduktan sonra Kuzey Suriye’de DAEŞ in Kobani’ye saldırma oyunu ve sonrası DAEŞ in çekildiği yerlere PYD nin yerleşme taktiklerine Türkiye sert bir şekilde cevap verdi. Bu oyunlara asla izin verilmeyeceği ifade edildikten sonra, 11 Temmuzda Kandil ateşkesin sona erdiğini açıklamasından sonra kanlı eylemler ve terör giderek artmaya başlamış ve TSK Kandil’i güçlü operasyonlarla yerle bir etmiş, 1000 üzerinde terörist öldürülmüş, bir o kadarı yaralanmış ve ikisinin toplamı kadar kişi göz altına alınmıştır. Yaklaşık 3 yıldır sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan eliyle başlatılan çözüm süreci maalesef buzdolabına kaldırılmıştır.
Öncelikle PKK eylemelerinin şekil değiştirdiğini, dağ eylemleri yanında, şehir içi hâkimiyet ve kurtarılmış kentler oluşturma planları uygulamaya konulduğunu belirlemek gerekir. Bu neden önemlidir?
Bilindiği üzere 2013 Mayısında Gezi eylemleri ile bütün Türkiye’de şehir eylemleri gerçekleştirilmiş ve eylemi planlayanlarca bu eylemler başarılı olarak görülmüştür. Bu, özellikle büyük şehirlerde ileride uygulanması planlanan şiddet eylemlerinin önemli bir provasıydı. Planlayanlar istedikleri anda kitleleri harekete geçirebileceklerini gördükleri gibi, devletin reflekslerini de öğrenmiş oldular.
6-7 Ekim Kobani eylemleriyle bu defa başka bir prova yapılmıştır. Bu şekilde özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu şehirlerde, PKK karşıtı Kürt nüfus üzerine baskılayıcı ve 50 ye yakın insanın öldürülmesine varan eylemler gerçekleştirilmiştir. Bu eylemlerle PKK muhalifi kitleler sindirildiği gibi yine şehir çatışmaları ve devletin refleksleri prova edilmiştir. Her iki kitlesel eylemlerde devlet çözüm sürecini dikkate alarak sabırla hareket etmiştir. Bu dönemlerde ayrıca PKK ve DHKAHPECE örgütleri işbirliği provası da yapmışlardır. Bütün bu eylemlere rağmen devlet çözüm süreci söylemini değiştirmemiştir. Fakat PKK ve DHKAHPECE silah, bomba, personel birikim ve eğitimine gitmiş, dış istihbarat güçlerince (Üst akıl) bir program dâhilinde taktiksel eğitime ve propaganda sürecine geçmiştir.
BDP isim değiştirerek bölgesel parti olmaktan Türkiye’nin partisi olma sloganı ile HDP adını almıştır. Bu devrede aynı zamanda HDP 7 Haziran seçimlerine parti olarak gireceğini açıklamıştır. Bu açıklama ile birlikte hem iç ve hem de dış basından çok güçlü tanıtım, reklam ve propaganda desteği almış ve HDP yönetimi eğitilmiştir.
Basında anlı şanlı yazarlar köşe yazılarıyla, TV programlarıyla saz çalan sanatçı ve duygulu kişilik imajı ile Demirtaş cilalanarak ve şekil değiştirilerek halka sunulmuş ve neticede CHP nin her türlü desteği, MHP nin HDP nin barajı aşmasının iyi olacağına dair beyanları ve HDPye yüklenmeyerek dolaylı desteği 7 Haziranda HDP nin barajı önemli derecede aşmasını ve Ak Partinin tek başına iktidarının kaybolmasını sağlamıştır.
Bütün bunlar niçin yapılmış ve günümüzdeki kanlı eylemlerle bağlantısı nedir? Türkiye Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ak Parti iktidarı ile kimsenin ummadığı, ekonomik, askeri ve siyasi bir güç kazanmış sayın başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabında da bahsettiği şekilde hinterlandını genişletmiş, sınırları içine hapsolmuş, bölgesel ve global hiçbir planı olmayan, üzerinde oyunlar oynanan bir ülkeden bölgemde ben de varım, bölge tarihsel olarak benim nüfuz alanımdır, İslam sayesinde bütün İslam dünyası ve Türk kimliğimle bütün Türk dünyasında lider benim psikolojisi, enerjisi ve siyaseti ile hareket etmeye başlamış ve bahsedilen coğrafyada halkların gönlünde güçlü bir yer edinmiş, göğüslerde Erdoğan tişörtleriyle haykıran kitleler oluşmuştur.
Bütün bu gelişmeler siyasi zemine de yansımış Suriye ile ortak kabine toplantıları ve askeri tatbikatlara varan güçlü bir işbirliği kurulmuş, Mısır’la Hüsnü Mübarek zamanında tarihin en sıcak birlikteliği sağlanmış, Kaddafi Erdoğan’a madalya takmış, cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Tunus’ta Tunus’la biz biriz bayraklarımız neredeyse aynı diyerek, arada İsrail’in kaldığı güçlü bir ittifak zinciri oluşturmuştur. Bu durum İsrail ve batı tarafından kaygıyla izlenmiştir. Ne zamanki 2009 yılında “one minute, siz çocuk katilisiniz” diyerek Davos’ta Şimon Perez’e Erdoğan’ın çıkışı İsrail ve batının Türkiye’nin bu gücünün kırılması için örgütlenmesini ve planlar yapmasını sağlamıştır. Web sitemde (www. cengizsandikli.com) “Geleceğin Süper Gücü Türkiye’yi Kuşatma Planları” başlıklı yazımda kronolojik olarak 1970 lerden başlayan bir tarihsel derinlikte ayrıntısıyla belirttiğim gibi, 2010 Mavi Marmara olayı sonrası Tunus’la başlayan, MIsır, Libya ile devam eden “Arap Baharı” olarak adlarılan halk hareketleriyle mevcut yönetimler devrilmiştir. Fakat Mısır’da Hüsnü Mübarek’in devrilmesi sonrası Erdoğan’ın sözüyle hareket edecek güçlü bir Türkiye taraftarı Mursi halk tarafından cumhurbaşkanı seçilmiş, yeni Libya yönetimi İstanbul’da toplanan konferanslarla belirlenmiştir. Yeni Tunus yönetimi de sıcak bir Erdoğan taraftarıdır. Yapılan hareketlerle devrilen yönetimlerin yerine yine Erdoğan ve Türkiye taraftarı yönetimler iktidara gelince Mursi darbe ile devrilmiş, Libya’da General Hafter’le aşiret savaşları başlatılmış, parlemento basılmış ve Tunus’ta kanlı eylemler gerçekleştirilmiştir. Bütün bunlar Türkiye güç çemberini kırmak için gerçekleştirilmiştir.
Aynı şeyler Suriye’de de olmuştur. Erdoğan’ın kankası ESED’e karşı iç savaş başlatılmıştır. Bütün bu ülkelerde Türkiye, MİT in güçlü istihbaratı ve örgütlenme becerisi ile Türkiye aleyhine gelişecek olaylara karşı reaktif hamleler geliştirmiştir. İşte Suriye’de de gelişecek iç savaşa karşı Esed’i defalarca uyarmasına rağmen Esed’in inadından vazgeçmeyeceği ve iç savaşın kaçınılmaz olduğu anlaşılınca, Türkiye kendi planlarını devreye koymuş, Özgür Suriye Ordusunu etkisi altına almış başlangıçta komutasını İstanbul’da belirlemiştir. Gelişen iç savaşta Esed’in devrilmesiyle yerine Türkiye kontrolündeki ÖSO nun geçeceği anlaşılınca Esed’in devrilmesinden vazgeçilerek kendi kontrollerindeki DAEŞ örgütü ile ÖSO engellenmiş ve Esed’in kalması sağlanmıştır. Bu arada İsrail, ABD, İngiltere ve batı yine Türkiye’yi kuşatma stratejisi ile PYD yi ÖSO dan kopararak kendi kontrollarına almış, DAEŞ le danışıklı döğüşle Türkiye güney sınırında bir Kürt devleti planı uygulamaya konmuştur.
Şimdi bütün bunlara karşıdan baktığınızda bütün bölgedeki olayların birbirinden bağımsız değil tamamıyla birbiriyle irtibatlı ve Türkiye’yi hedefe koyan planlar olduğunu görürsünüz.
İşte bölgedeki ülkeler üzerinden oynadıkları oyunlara Türkiye’nin hep güçlü cevap vermesi üzerine, emperyalist güçler Türkiye üzerindeki planlarını uygulamaya koymuşlardır. Bu planların en önemli safhası, 7 Haziran seçimleri ve HDP nin mutlaka barajı aşarak bölgenin bir Kürt bölgesi olduğunun dünyaya afişe edilmesinin yanında tek başına Ak Parti iktidarının yok edilmesi ve Erdoğan’ın gücünün kırılmasıdır.
Bu plan gerçekleşince Kuzey Suriye’de hemen askeri stratejiler uygulmaya konulduğu gibi Gezi olayları ve 6-7 Ekim Kobani eylemleriyle prova edilmiş oyunlar sahneye konmuş ve yapılan silah ve bomba yığınakları ve eğitilen teröristler önceden belirlenmiş plan, taktik ve stratejilerle sahaya salınmışlardır.
Anlaşıldığı üzere olayların sebebi, 11 Temmuzda Kandil’in ateşkes sona erdi silahlı mücadele başladı ilanı, 20 Temmuz Suruç katliamı ve Adıyaman’da 1 askerimizin ve 22 Temmuzda 2 polisimizin uykuda kahpece şehit edilmesi değil, tamamıyla Türkiye’yi kuşatmaya, gücünü kırmaya ve hatta bölmeye yönelik üst aklın oyunlarıdır.
Fakat üst aklın akıl edemediği, başımızda Erdoğan’ın olduğu, kontrolundaki güçlü TSK, MİT ve emniyet güçlerinin, çok güçlü şekilde, istihbari, karşı propaganda ve örgütlenme, silahlanma, milli yazılımlar ve silahlar, kimsenin kontrolunda olmayan tamamiyle milli istihbarat (uydu, İHA, AVACS uçağı vb.) milli silahlar, güçlü kalekollar ve eğitilmiş profesyonel askeri muharip ekiplerle böyle bir savaşa hazırlandığıdır. Nitekim sahada hep profesyonel askerlerimiz vardır. Şehit olan askerlerimizden bunu anlıyoruz. Derme çatma karakolların olmaması sayesinde karakol baskınları yapamıyorlar. Kandil ve teröristlerin yurt içi eylemlerinde TSK uçaklarımızla güçlü ve doğru yer belirlemelerle Kandili yerle bir etmiş ve 2000 e yakın terörist etkisiz kılınmıştır. Yani üst aklın aklı, Erdoğan’a karşı aciz kalmıştır. Tahminim seçime kadar Kandil üst yönetiminden birkaç kişinin de etkisiz kılınacağıdır.
Tekrar seçime kadar PKK nın gerek yurt içindeki şehir eylemleri şehir yapılanmaları yok edilerek sonlanacak ve gerekse Kandil dağ kadrosu tasviye edilecek ve seçime güvenle gidilecektir.
Açıkça görüldüğü üzere kanın sebebi Erdoğan ve Ak Parti değil aksine üst akla teslim olmuş PKK ve yandaşlarının eseridir. Fakat Allah’ın inayeti ile bütün planlar Erdoğan’ın halisane imanı sayesinde akim kalmıştır.
Allah nurunu tamamlayacak ve İslam ışığı Erdoğan, Ak Parti ve Türkiye sayesinde bütün Türk İslam alemini ve dünyayı aydınlatacaktır.
Uz. Dr. Cengiz Sandıklı 26.08.2015
İzmir 1. Bölge M. V. Aday Adayı


