TARİH BİLİNÇTİR, DOĞRU ÖĞRETİRSENİZ SONUÇ DOĞRU OLUR
Posted in Günlük Görüş ve Yorumlarım on 13 Kasım 2014
Bu yazıyı 10 Kasımda Atatürk’ün doğum tarihini bile doğru bilmediğimizin belgelenmesi üzerine yazmaya karar verdim.
İstiklal harbi sonrası cumhuriyetimizin kuruluşu ile birlikte, geçmişimizi karalama ve ret kampanyası başladı. Bu ret kampanyası bilinçli bir şekilde planlı ve programlı yapıldı. Geçmişimizle bağın koparılması ve bu sayede geçmişin öğrenilmemesi ve yaşam tarzının değiştirilmesi amacı ile bir dizi devrim adı verilen milletimizin kimliğini oluşturan dil, din, yaşam tarzı, tarih ve kültürümüze ağır darbeler vuran değişimler zorla hayata geçirildi.
Bu devrimler yapılırken insanların bunları benimsemesi, öğrenmesi ve kabul edilmesi için hiç zaman tanınmadı, insanımızın bunları kabul edip etmeyeceği düşünülmedi. Aksine kabul etmeyeceği açıkça bilinerek hareket edildi ve kabul etmeyen ve uygulamayanlara karşı mahkemelerde (İstiklal Mahkemeleri) insanlar asıldı. Şapka kanununa karşı çıktı diye İskilipli Atıf Hoca ve hatta bir kadın Erzurum’da Şalcı Bacı asıldı. Hatta ölmüş olan insanlar dahi mezarından çıkarılıp asıldı.
Bütün bu uygulamalar milletvekili yeminlerine girdi. Buna karşı çıkmaya çalışan muhalif partiler halkın büyük teveccüh göstermesi üzerine kapatıldı. Liderleri cezalandırıldı. İstiklal harbinin başlangıcında Mustafa Kemal’le birlikte yola çıkan (Taha Aksoy’un “Evet ama hangi Atatürk” kitabında beşli diye tanımladığı) Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Kazım Karabekir ve toplam 150 kişi yurt dışına sürüldü. Binlerce kişi asıldı.
Fakat bu acı uygulamaların duyulmaması ve öğrenilmemesi için en önemli değişiklik dilde ve tarihte yapıldı. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kuruldu. Türk Alfabesi yutturmacası ile Latin Alfabesi kabul edildi. Bir gecede bütün millet okuma yazma bilmez hale getirildi. Öncesi Kur’an okuyabilmek için okuma öğrenmeye can atan ve okuyabilen insanımız ne Kur’an’ı ve nede geçmişini okuyabildi.
Tarih, yüreğimizi dağlayan en acı uygulamaya tabi tutuldu. Geçmiş tarihimiz tamamen ret edilerek sanki milletimizin önce bir devleti yokmuş gibi “yoktan var edildik” teraneleri ortaya çıktı. Geçmiş tarihimizde bize bu toprakları kazandıran Osmanlı büyük karalamalara uğradı.
Osmanlı’nın birliğini, bütünlüğünü, gelişimini sağlamada (en çok okullaşma ve eğitim hamleleri O’nun döneminde yapıldı) ve gücünü korumada (ordu ve donanmanın güçlendirilmesi) atılımlar yapan, her türlü iç ve dış casusluk ve hainlik faaliyetlerine yiğitçe göğüs geren ve İmparatorluğu 32 yıl idare eden büyük Sultan II. Abdühamit Han kızıl sultan diye hain ilan edildi. Abdülhamit Han’dan sonra 10 yıl içinde o dönemde 3 kıtada hüküm süren Osmanlı yok edildi.
Mustafa Kemal’i “paşa paşa bu devleti kurtarabilirsin” diyerek bilinçli bir şekilde yüksek yetkilerle köhne değil güçlü Bandırma Vapuru ile yanına yüklü paralar vererek gönderen Padişah Vahdettin hain ilan edildi ülkeyi terk etmesi yoksa öldürüleceği baskısıyla çok sevdiği vatanından uzaklaştırıldı ve kaçtı diye yazıldı. Hâlbuki kaçan kişi hainse hazinesini alıp ta giderdi. Vahdettin yanında geçimini sürdürecek parası dahi olmadan vatanından ayrıldı. Bize bu vatan topraklarını bırakan Osmanlıya yakışmayacak şekilde yokluk içinde muhtaç olarak yaşadı ve öldü. Cenazesi ülkemize kabul edilmedi.
Dersim olayları ve katliamları farklı anlatıldı. Bu günlerde bu konu gündemde ve CHP bile Dersim katliamları için özür diledi.
En son 10 Kasımda Mustafa Kemal’in vefatının yıldönümünde tarihçi Murat Bardakçı Atatürk’ün doğum tarihinin 1881 değil 1877 olduğunu belgeledi ve gazeteler yazdı. Türkiye Cumhuriyeti kurucusunun bile doğum tarihi ve hatta nüfus cüzdanının (en son nüfuz cüzdanında adını Kamal Atatürk olarak yazdırdığı, Mustafa’yı sildirdiği ve Kemâl adını Kamal olarak değiştirdiği) bile doğru bilinmediği veya öğretilmediği görüldü.
Tarih bir milletin bilinci, tecrübesi ve kimliğidir. Yanlış öğretirseniz milleti yok edersiniz. Kendine güvensiz köksüz hale getirirsiniz. İşte bilmediğimiz daha da kötüsü yanlış bildiğimiz tarih bilgimiz ve bilincimizle tarihimizden bize miras kalan ve Osmanlı toprağı olan ve maalesef yine zafer diye tanıtılan Lozan anlaşması ile terkedilen Musul, Kerkük, Halep, petrol vs.sebebiyle çıkan çatışma ve savaşlar içinde doğru karar vermede iktidar ve muhalefet anlaşamıyor. Çünkü muhalefet yanlış öğretilen tarihe bakıyor. Yine İstiklal harbinde yendiğimiz ve denize döktüğümüz Yunanistan’a Batı Trakyayı ve Egede Oniki Adayı Lozan’da bıraktığımız tarihimizde anlatılmaz ve tersine Lozan zafer olarak anlatılır. Lozan’da terkedilen topraklar İstiklal Harbinin hedefi gayesi olan Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Hatay bile 1939 da Türkiye’ye katıldı. Boğazlar Lozan’da egemenliğimizde değildi. İkinci Dünya Savaşı öncesi İngilizler ve Ruslar Boğazların Almanların eline geçmemesi ve savaş dışı kalması için (çünkü Boğazlar bizim değildi ve Almanların düşmanlarının elindeydi ve direk savaş bölgesi halindeydi) Montrö ile yine çeşitli kısıtlamalarla bize bırakıldı.
Dikkatinizi çekerim Lozan Anlaşması İstiklal Harbini yapan ve zaferin sahibi 1. TBMM tarafından kabul edilmeyince seçime gidilerek üyeleri bizzat Mustafa Kemal tarafından belirlenen 2. TBMM tarafından kabul edilmiştir. İstiklal Harbi zaferinin sahipleri bu anlaşmayı mağlubiyet olarak görmüş ve ret etmiştir.
Şimdi biz daha 90 yıl öncemizi bile doğru bilemezsek aksine yanlış bilirsek zamanımız ve geleceğimiz için doğru kararlar veremeyiz. Tarihimizde olan olayları, sebeplerini, verilen kararları ve sonuçlarını ve dâhil olan iç ve dış kişi, kuruluş ve devletleri tarafsız olarak ve doğru olarak anlatmalıyız.
Son olarak, Türk Milleti tarihin başlangıcından itibaren var olan, gittiği her coğrafyada devletler kuran tek millettir. Çinliler de eskidir fakat sadece bulundukları topraklarda kalmıştır.
Bu tarih bilinci ve gücü içinde milli ve manevi değerlerini bilecek ve yaşayacak şekilde gençlerimizi ve neslimizi yetiştirelim yeter. Zaten insanımızın genlerinde cihanı yönetme güç ve kabiliyeti vardır.
Uz. Dr. Cengiz Sandıklı 13.11.2014


