TEZKERE ÜZERİNE

Bildiğiniz gibi daha önce “IŞİD nedir ne değildir”, “çözüm süreci, Suriye, Irak ve Türkiye” başlıklı yazılarımda Ortadoğu’da emperyalistlerin oynadığı oyunları ve Türkiye üzerine planlarına değinmiştim.

Sıklıkla fakat yanlış olarak tarih boyunca çatışma bölgesi olarak tanımlanan Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar Osmanlı İmparatorluğu idaresinde tamamen bir barış bölgesiydi. Fakat Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bu bölgelerde daima çatışma çıkacak şekilde devletler oluşturuldu. Yapay sınırlarla ve bilinçli olarak çatışma oluşturacak inanış ve etnik kimliklere sahip devletler, başlarında kontrol altında tuttukları yöneticiler ve yönetimler tarafından yönetilmişlerdir. Bu sayede Ortadoğu bu emperyalist ülkeler tarafından rahatlıkla sömürülmekteydi ve hala sömürülmektedir.

Fakat bu durum Türkiye, donanımlı, tarihine ve milletine ve gücüne inanan bir lider (Recep Tayyip Erdoğan) tarafından yönetilmeye başlayıncaya kadar sürmüştür. Bu dönemde Türkiye güçlenmiş, dışa bağımlılığı kalmamış, yüksek sesle konuşarak bölgemde benim uygun görmediğim hiçbir şey yapamazsınız demeye başlamış ve milletin kafasında ve gönlünde Osmanlı güç ve inancı yerleşmiş ve Ortadoğu ve İslam ülkeleri halkları gözünde lider ve güvenilir bir Türkiye ve sevilir bir lider (R. T. Erdoğan) ortaya çıkmış ve benimsenmiştir.

Erdoğan’ın One minute çıkışıyla İsrail, ABD ve batı uyanmış ve eyvah Türkiye geliyor paniğine kapılmışlardır. Bu döneme kadar bütün Akdeniz’i İsrail hariç çepeçevre çeviren çok iyi ilişkiler kurulmuş (Türkiye, Suriye, Mısır, Tunus ve Libya) bir güçlü birlik oluşmaya başlamıştı. Suriye ile beraber kabine toplantıları ve askeri tatbikatlar yapılıyor, Libya Erdoğan’a madalya takıyor, Mısır’la ve Tunus’la kardeşlik pekişiyordu. Bu İsrail’i çevreleyen bir çemberdi ve büyük bir tehditti.

Bu tehdidi ortadan kaldırmak üzere Arap Baharı adıyla hareketler oluşturulmuş ve rejimler yıkılmıştır. Fakat Mısır’da Mursi halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmiş ve İsrail’e büyük tehdit oluşturmuş ve Türkiye’nin yörüngesine girmişti. Libya’da yeni yönetim ve direniş İstanbul’da yapılan toplantılarla oluşturulmuştur. Yeni yönetim üzerinde görünmeyen, bilinçlerde gizli bir Türkiye liderliği vardı. Bunun üzerine ABD eğitimli general Halife Hafter (ABD deki evi CIA’in Langley’deki merkezine 5 km mesafede) ile aşiret savaşları çıkartılıp Bingazi’ye baskınla Libya yönetiminin ABD kontrolünde kalması sağlanmaya çalışılmıştır. (Al Jazeera Turc de Hişam Selevi’nin yazdığı gibi “17 Mart 2014 günü Amerikan Deniz Kuvvetleri, Başkan Barack Obama’nın doğrudan talimatı üzerine, Libya petrolünü taşıyan Morning Glory adlı petrol tankerini durdurmuştu. İki gün sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Libya petrolünün yasa dışı yollarla ihraç edilmesini kınayan Amerikan tasarısını, daimi üylerinin oybirliğiyle kabul etmişti. AB, Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya ihracatının durdurulması olasılığının ortaya çıktığı bir ortamda, Libya petrolü ve doğalgazı ihracatının tehdit edilmesine izin vermez.”)

Mısır’da ve Libya’da olanlar ABD ve İsrail tarafından dikkatle takip edilmiş ve başlangıçta Esed’in gitmesi üzerine kurulmuş (ki Türkiye’nin Esed’i defalarca uyarmasına rağmen) ÖSO hareketi başarıya giderken, güçlenen Suriye muhalefetinin Türkiye’ye yönelmesinin (aynı Mısır ve Libya gibi), bu durumun İsrail için Esed’ten daha tehlikeli olduğu görülerek Esed’in kalması fakat Suriye ve Irak’ta istikrarsızlığın ve çatışmaların devamı ve tehdidin Türkiye’ye yönlendirilmesi (bu sayede Kuzey Irak’la Türkiye’nin yaptığı işbirliği ve petrol anlaşmaları işlemez hale getirilmek istenmekte ve Kürt’lerin Türkiye’ye yanaşması önlenecektir) için yeni planlar yapılmış ve IŞİD teşkilatladırılarak, silahlandırılarak ve kışkırtılarak Musul’a saldırtılmış (burada Irak askerlerine verilen emirle askerler bütün ağır silahlarını IŞİD’e terketmiş ve IŞİD uçak, tank gibi silahlara sahip omuştur), Türkiye konsolosluğu basılarak Türkiye tehdit edilmiş fakat Türkiye’nin tepkisinden çekinilerek rehineler serbest bırakılmıştır.

IŞİD Kürt bölgelerine Irak ve Suriye’de saldırtılarak, ardından sözde IŞİD’le mücadele görüntüsü verilerek Kürt’leri biz koruruz mesajı verilmiştir. Şu unutulmamalıdır. IŞİD aynı El Kaide gibi ABD planlarının uygulanması için kurulmuş taşeron bir örgüttür. PKK da böyledir.

Bütün bunlar dikkate alındığında ABD ne yapmak istiyor ve IŞİD kime hizmet ediyor diye bakıldığında çok net görülen gerçek, gitmesi planlanan Esed’le anlaşılmış, kalmasına karar verilmiş ve Kandil’le anlaşılmıştır. Türkiye’ye barış ve kardeşlik getirecek ve Türkiye’nin kaynaklarını kalkınmaya ayırabileceği ve Kürt’lerle Türk’lerin birleşmesini ve kaynaşmasını sağlayacak çözüm süreci, sekteye uğratılmak istenmektedir.

Böyle stratejik bir plan görüldüğünde tedbirin, bu amaçların tersine çevrilmesi olduğu açıkça fark edilecektir. Yani Esed’in gitmesinin mutlaka sağlanması, bunun için ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) nun desteklenmesi (eğit ve donat), IŞİD’in mutlaka engellenmesi, Kürt’lere sizin güvenceniz biziz Kürt Türk kardeştir fikrinin yerleşmesi için Kürt’lerin hayatlarını güvence altına alınacak güvenlik bölgelerinin oluşturulması, çözüm sürecinin başarıyla sürdürülmesi ve Suriye içinde kesinlikle askeri çatışmalara zorunlu olmadıkça (Süleyman Şah saygı Karakolu’na baskın vb.) girilmemesi, dünyada ve Türkiye’de Esed’in gitmesi gerektiğinin çalışmalarının yapılması ve Türkiye’nin komşu ülkelerin toprak bütünlüğünün şartını devamlı kullanması gerekmektedir.

Tezkerede bütün bu konular açıkça belirtilmektedir. O zaman tezkereye karşı çıkanların ne istedikleri ve istemedikleri açıkça görülmektedir. Tabii CHP ve HDP (PKK) nın birlikteliği de açıkça görülmektedir. CHP tehlikeli sularda yüzmektedir. Bir yanda paralel yapı (cemaat) ve diğer yanda PKK birlikteliği. Bunu görmemek için kör olmak gerekir.

05.09.2014     Uz. Dr. Cengiz Sandıklı

Yorum Yaz